wãñiLyã
06-10-2007, 05:41 PM
http://img443.imageshack.us/img443/5052/claudeoscarmonetyq3.jpg
Tüvit ya da benzeri kumaş parçasına yakından baktığımızda, dokumanın çeşitli renklerde ipliklerden oluştuğunu görürüz. Belli bir uzaklıktan düz yeşil renkte görülen bir parça, gerçekte mavi, kaverengi, sarı hatta turuncu ve kırmızı iplikler içeriyor olabilir. Gözün bu yolla belli bir uzaklıktan küçük renk kırıntılarını birbirine karıştırarak algıladığını fark eden Claude Monet, resimlerinde fırça darbeleriyle oluşturduğu değişik renklerde noktalarla istediği izlenimi uyandıracak renk ve ışık etkisini yaratmayı başardı.
Paris'te doğan Monet dönemin ünlü ressamlarının atölyelerinde çalıştı. Ne var ki, o zamanlar geçerli resim kurallarına uymak istemediği için bir süre sonra kendi düşüncesi doğrultusunda resim yapmaya başladı. Bu sırada tanıştığı Auguste Renoir, Alfred Sisley ve Frederic Bazille gibi ressamlarla 1874'te Paris'te açtığı sergide yer alan İzlenim: Gündoğumu (1872) adlı tablosu İzlenimcilik Akımı'na adını kazandırmış oldu. İzlenimci ressamlar nesneler belli alanlarda nasıl görüyorsa, onları öyle resmetmek amcındaydılar. Resimlerini yaptıkları nesnelerin gerçekte nasıl oldukları önemli değildi. Sözgelimi, bazi ağaçlar uzakta oldukları için mavimsi bir renkte görünüyorsa, onları yeşile değil maviye boyadılar.
Monet, ışığın değişik zamanlarda bir nesnenin görünümünü nasıl değiştirdiğini göstermek için aynı temayı günün değişik zamanlarında ve yılın değişik mevsimlerinde işledi. Rounen Katedrali'nin önyüzünün 17 değişik resmini yapmış olması buna örnektir. Monet'in başka bir özelliği de açık havada resim yapmaya önem vermiş olmasıdır. 16. yüzyıldan beri manzara resmi yapılmasına karşın bunlar kapalı atölyelerde gerçekleştiriliyordu.
1890'a kadar yaşamı zorluklar içinde geçen Monet'nin bu tarihten sonra resimleri beğenilmeye ve kabul görmeye başladı. Bahçesindeki küçük havuzda yetiştirdiği nilüferler ona yeni esin kaynağı oldu. 20 yıldan uzun bir süre bu nilüferler bazen puslu, bazen berrak bir atmosfer içinde tuvallerinde yer aldı. Görme duyusunun iyice zayiflamsına karşın neredeyse ölünceye kadar resim yapmayı sürdüren sanatçının ünlu yapıtları arasında Yabani Gelencikler (1873), Saint-Lazare Garı (1877), Giverny'de Saman Balyaları (1884), Nilüfer Havuzu (1899-1906) ve beşi 1986'da Paris'te Musee d'Orsay'a taşınan Rounen Katedrali dizisi (1892-94) vardır.
Tüvit ya da benzeri kumaş parçasına yakından baktığımızda, dokumanın çeşitli renklerde ipliklerden oluştuğunu görürüz. Belli bir uzaklıktan düz yeşil renkte görülen bir parça, gerçekte mavi, kaverengi, sarı hatta turuncu ve kırmızı iplikler içeriyor olabilir. Gözün bu yolla belli bir uzaklıktan küçük renk kırıntılarını birbirine karıştırarak algıladığını fark eden Claude Monet, resimlerinde fırça darbeleriyle oluşturduğu değişik renklerde noktalarla istediği izlenimi uyandıracak renk ve ışık etkisini yaratmayı başardı.
Paris'te doğan Monet dönemin ünlü ressamlarının atölyelerinde çalıştı. Ne var ki, o zamanlar geçerli resim kurallarına uymak istemediği için bir süre sonra kendi düşüncesi doğrultusunda resim yapmaya başladı. Bu sırada tanıştığı Auguste Renoir, Alfred Sisley ve Frederic Bazille gibi ressamlarla 1874'te Paris'te açtığı sergide yer alan İzlenim: Gündoğumu (1872) adlı tablosu İzlenimcilik Akımı'na adını kazandırmış oldu. İzlenimci ressamlar nesneler belli alanlarda nasıl görüyorsa, onları öyle resmetmek amcındaydılar. Resimlerini yaptıkları nesnelerin gerçekte nasıl oldukları önemli değildi. Sözgelimi, bazi ağaçlar uzakta oldukları için mavimsi bir renkte görünüyorsa, onları yeşile değil maviye boyadılar.
Monet, ışığın değişik zamanlarda bir nesnenin görünümünü nasıl değiştirdiğini göstermek için aynı temayı günün değişik zamanlarında ve yılın değişik mevsimlerinde işledi. Rounen Katedrali'nin önyüzünün 17 değişik resmini yapmış olması buna örnektir. Monet'in başka bir özelliği de açık havada resim yapmaya önem vermiş olmasıdır. 16. yüzyıldan beri manzara resmi yapılmasına karşın bunlar kapalı atölyelerde gerçekleştiriliyordu.
1890'a kadar yaşamı zorluklar içinde geçen Monet'nin bu tarihten sonra resimleri beğenilmeye ve kabul görmeye başladı. Bahçesindeki küçük havuzda yetiştirdiği nilüferler ona yeni esin kaynağı oldu. 20 yıldan uzun bir süre bu nilüferler bazen puslu, bazen berrak bir atmosfer içinde tuvallerinde yer aldı. Görme duyusunun iyice zayiflamsına karşın neredeyse ölünceye kadar resim yapmayı sürdüren sanatçının ünlu yapıtları arasında Yabani Gelencikler (1873), Saint-Lazare Garı (1877), Giverny'de Saman Balyaları (1884), Nilüfer Havuzu (1899-1906) ve beşi 1986'da Paris'te Musee d'Orsay'a taşınan Rounen Katedrali dizisi (1892-94) vardır.