![]() |
|
|
#1 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
A - BAYAN
ABDAR: (FAR) Sulu, taze. Parlak. Saglam vücutlu. Nükteli. Zarif, güzel, hos. ABENDAM: (FAR) Güzel vücutlu, güzellik. ABIDE: (AR) Anit. Önemli ve degerli yapit. ABSAR: (AR) Selale. AÇELYA: (YUN) Fundagiller familyasindan, kokusuz ama güzel renkli çiçek. AÇILAY: (TR) Ayin dolunay halinde olmaya baslamasi ADALET: (AR) Hak ve hukuka uygunluk, hakki gözetmek. ADEVIYE: (AR) Iyilik, yardimseverlik. ADIGÜZEL: (TR) Güzel isim. Verilen ismin güzel olmasi. ADILE: (AR) Adaletli olan, dogruluktan ayrilmayan. ADNIYE: (AR) Cennete girmeye hak kazanan. AFET: (AR) Insanligin önleyemedigi büyük dogal felaket AFIFEAR) Namuslu, iffetli, temiz ve dürüst AFITAB: (FAR) Günes, gün isigi. Çok güzel, dilber, parlak yüz. AFRA: (AR) Ayin onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak. AFSAR: (TR) Atak, uyumlu, Oguz boylarindan birinin adi (Avsar) AFTABE: (FAR) Su kabi. Günes biçiminde yapilan mücevher. AGAN: (TR) Akanyildiz, agma AGCA: (TR) Beyaz tenli kadin. AHENK: (FAR) Uygun, uyum düzen, armoni. Renkler, sesler arasinda uygunluk. AHLA: (AR) Çok tatli. Pek sirin. AHRA: (AR) Daha layik, münasip, uygun AHSEN : (AR) En güzel, Çok güzel AHTER: (FAR) Yildiz. AHU: (FAR) Ceylan / Maral AJDA: (TR)Üzeri çentik çentik, dis dis olan sey. AKANAY: (TR) Yildiz kümesi. AKASMA: (TR) Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren , tirmanici bir bitki. AKGÜL: (TR) Beyaz gül, gül gibi AKGÜN : (TR) Aydinlik gün AKIFE: (AR) Bir sey üzerinde azimle duran, sebatli, kararli. Ibadet eden hanim. AKILE: (AR) Akilli, akil sahibi. Uslu, kavrayisli. AKKIZ: (AR) Beyaz kadin. AKNUR: (TR-AR) Beyaz nur. AKSU : (TR) Temiz, piril piril su gibi. Nehir AKSUNA: (TR) Ak renkli yaban ördegi. ALAGÜN: (TR) Yazin günes buluta girdigi zamanki gölgeli hava. ALARA: (TR) Al + ara. Al=Kirmizi, ara=bezeyen, süsleyen , Kirmizi süs anlaminda bir tamlama ALARCIN: (TR) Güzelligini atesin kirmiziligindan alan ALCAN: (TR) Can alici güzel. Can alan, cesur, yürekli. ALÇIN/ ALÇIN: (TR) Kirmizi renkli küçük bir kus türü ALEV: (TR) Atesin çikardigi yalim ALEYNA: (AR) Esenlik ve güzelliklere sahip, esenlik içinde olan. Allah'in iyi kullarindan olanlar (kelime anlama bizim üzerimize'dir) ALGUN: (FAR) Akli alinmis. Al renginde, koyu ve parlak pembe. Tümsek, tepe. ALIYE: (AR) Yüce, yüksek ALMULA/ ALMILA: (TR) Elma. Kirmizi Elma/ Elma gibi kirmizi yanakli güzel kiz ALTIN (Altun): (TR) Degerli bir metal (Paslanmayan, en iyi iletken) ALTAN: (TR) Kizil Safak AMINE: (AR) Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. (Bkz. EMINE) ANDAÇ: (TR) Bir kimseyi hatirlamak için saklanan sey, hatira ARZU: (AR) Istek, özlem egilim ASENA: (TR) ASINA. Türk Mitolojisinde Ergenekon destaninda adi geçen disi kurt ASIYE: (AR) Acili kadin / Direk ASLI : (AR) Kerem ile Asli hikayesindeki sevgili ASLIHAN: (AR-TR) Kökeni soylu han soyundan ASRIN: (TR) Çagdas, bu asira ait olan, asira uygun olan ASUDE: (FAR) Sessiz, sakin dinlendirici ASUMAN: (FAR) Gök, gökkubbe, sema ASYA: (YUN) Yeryüzünün anakaralarindan (kita) birinin adi ASKIN: (TR) Asmis, ileri, üstün/ Senin askin ATES: (TR) Yanici maddelerin yanmasiyla isi ve isigin ortaya çikmasi ATIFET: (AR) Allah'in Lütfu AYBEL: (TR) Ay gibi dikkat çeken, aya benzeyen güzelligiyle farkedilen, seçilen AYBÜKE/ AYBIGE/ AYBIKE: (TR) Ay hanim. Ay gibi güzel. Eski Türk kadin isimlerinden AYCAN: (TR-FAR) Içi aydinlik AYÇA: (TR) Hilal, ayin ilk günlerindeki hali AYÇIN/ AYÇIN: (TR) Ay gibi, aya benzer AYDAN: (TR) Aya benzer ay gibi AYFER: (TR-FAR) Ayisigi AYGEN: (TR) Gönül dostu AYGÜL: (TR) Ay gibi güzel ve parlak renkli AYLA: (TR) Kadin, es zevce /Ayin çevresindeki isikli daire AYLIN: Ayin çevresinde görülen isikli daire. Ingilizce Eilee'den alindigi da söylenmektedir. AYNUR : (TR-AR) Ay gibi isikli AYSEL: (TR) Ay gibi parlak ve güzel AYSU: (TR) Ay gibi berrak su AYSUN: (TR)Ay gibi güzel ve parlaksin AYSAN: (TR) Sani ay gibi parlak olan AYSE: (AR) Yasam, dirlik, Aysegül Güleç, güler yüzlü AYSEM: (AR-TR) Ayse + m (Benim Aysem) AYSEN: (TR) Ay gibi neseli, parlak ve aydinlik AYSIN/ AYSIN: (TR) Ay gibi, aya benzeyen AYTAÇ: (TR) Ay gibi taçli AYTEN : (TR)Ay gibi beyaz tenli AYTÜL: (TR) Tül gibi seffaf ve ince ay isigi gibi parlak AZIME: (AR) Azmeden, yapmak için kesin kararli / iri, kemikli yapili AZIZE: (FAR) Onur sahibi yüce, ermis AZRA: (AR) Bakire, el degmemis A - ERKEK ABAD: (FAR) Sen, bayindir. (AR) Sonsuz gelecek zamanlar. ABADÎ: (FAR) Sen, bayindir, mamurlukla ilgili. ABAKA HAN: (TR) Ilhanli hükümdari Hülagu'nun oglu. ABAY (TR) Beceri. Sezgi, anlayis, dikkat. ABAZA: (TR) Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yasayan müslüman bir halk. ABBAD: (AR) Allaha itaat ve ibadet eden, kullugunu hakkiyla yerine getiren. ABBAS (AR) Sert, çatik kasli kimse. Arslan ABBAZ: (FAR) Yüzgeç, yüzücü. ABDI: (AR) Kulluk ve itaat eden. ABDULLAH: (AR) Allah'in kulu. ABDURRAHMAN: (AR) Rahman'in kulu. Rahman; Allah'in isimlerindendir. ABDURRAUF: (AR) Rauf olan Allah'in kulu. ABDUSSABUR: (AR) Sonsuz sabir ve genislik sahibi Allah'in kulu. Allah'in isimlerinden ABDÜDDAR: (AR) Zararli seyleri ve sebeblerini bir hikmet için yaratan Allah'in kulu. ABDÜLAFUV: (AR) Genis af ve magfiret sahibi yüce Allah'in kulu. ABDÜLALI: (AR) Yüce, ulu, san ve seref sahibi Allah'in kulu. ABDÜLALIM (AR) Alim ve mükemmel bilgiye sahip olan Allah'in kulu. ABDÜLAZIM: (AR) Azamet ve büyüklük sahibi Allah'in kulu. ABDÜLAZIZ: (AR) Büyük ve aziz olan, izzet ve seref sahibi Allah'in kulu. ABDÜLBAKI: (AR) Sonsuz, ebedi olan Allah'in kulu ABDÜLCEBBAR: (AR) Cebredici, zorlayici, kuvvet ve kudret sahibi Allah'in kulu. ABDÜLCELIL: (AR) Büyük, ulu, yüce Allah'in kulu. ABDÜLCEMAL: (AR) Güzellikleri kendinde toplayan Allah'in kulu. ABDÜLCEVAT: (AR) Cömert olan Allah'in kulu. ABDÜLFETTAH: (AR) Zafer kazanmis, üstün gelmis, fetheden açan Allah'in kulu. ABDÜLGAFFAR: (AR) Kullarinin günahlarini affeden Allah'in kulu. ABDÜLGAFUR: (AR) Kullarinin günahlarini tekrar tekrar bagislayici olan Allah'in kulu. ABDÜLGANI: (AR) Zengin, varlikli, bol, doygun olan Allah'in kulu. ABDÜLHAK: (AR) Hak ve gerçek olan, varligi hiç degismeden duran Allah'in kulu. ABDÜLHALIM: (AR) Tabiati yavas olan, yumusak huylu, hikmetli Allah'in kulu. ABDÜLHAMID. (AR) Hamdolunmus, övülmüs, Allah'in kulu. ABDÜLKADIR: (AR) Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan,Allah'in kulu ABDÜLKERIM: (AR) Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil Allah'in kulu. ABDÜLLATIF: (AR) Latif, güzel, yumusak, hos, nazik olan Allah'in kulu. ABDÜLMACID: (AR) Sani büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah'in kulu. ABDÜLMALIK: (AR) Sahip olan, her seyin mülkiyetinin sahibi olan Allah'in kulu. ABDÜLMECID: (AR) Sani büyük ve yüksek olan, Allah'in kulu. ABDÜLMENNAN: (AR) Çok ihsan eden, ihsani bol olan Allah'in kulu. ABDÜSSAMED: (AR) Kimseye hiçbir seye muhtaç olmayan, Allah'in kulu. ABDÜSSELAM: (AR) Baris, rahatlik, selamete çikaran, Allah'in kulu. ABDÜSSETTAR: (AR) Günahlari örten, gizleyen Allah'in kulu. ABER: (AR) Hz. Nuh'un erkek torunu. ABGUN: (FAR) Mavi renk. Gök. Parlak. Nisasta. ABHER: (AR) Nergis çiçegi. Yasemin. Dolu kap. ABILAY HAN: (TR) Kazak Hani. Ülkesini Çinlilere, karsi ustaca savundu ABISKA NOYAN: (TR) Ilhanli komutan. (XIII-XIV. yy.) ABHIZ: (FAR) Er. Büyük dalga. Kaynak. Su yolu. ABID: (AR) Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid. ABIDE: (AR) Anit. Önemli ve degerli yapit. ABIDIN: (AR) Ibadet edenler. Zeynel Abidin'den kisaltma isim. ABUZER: (FAR+AR) Altin suyu. Altin suyu gibi parlak ve görkemli. ABUZETTIN: (AR) Din yolunda çabuk, hizli giden ACA: (TR) Amca, agabey. Güçlü kuvvetli, basladigi isi bitiren. ACAHAN: (TR) (bkz. Aca). ACAR: (TR) Becerikli. Atilgan, ele avuca sigmaz. Halk. ACARALP: (TR) Yigit, becerikli, cesur kisi. ACARBAY: (TR) Becerikli. Atilgan yigit ACARER: (TR) Becerikli. Atilgan yigit ACARKAN: (TR)Yigit, becerikli, cesur kisi. ACARMAN: (TR) Çevik, becerikli, girisken. ACARÖZ: (TR) Özünde yigitlik bulunan. ACARSOY: (TR) Yigit, soylu. ACEM: (AR) Arap olmayan milletlerin hepsi. Iranli, Iran halkindan biri. ACLAN: (AR) Hizli, çabuk, telasli. ACUN: (AR) Dünya, varlik. ACUNAL: (TR) Dünyayi kapsayan, dünyayi fetheden. ACUNALP: (TR) (bkz. Acunal). ACUNMAN: (TR) Dünyaca taninmis, ünlü. ADAHAN: (TR) Adanin hakimi, yöneticisi. ADAL: (TR) "Adin yayilsin, ün kazan" manasinda. ADALETTIN : (AR) Dinin adaleti ADEM: Allah'in yarattigi ilk insan, insan soyunun atasi ve ilk peygamberi. Adam. ADIL: (AR) Dogruluk gösteren. Dogru. Esit, es, müsavi. Adaletli davranan. ADILHAN: (AR+TR) Adil yönetici. ADNAN: (AR) Cennette ölümsüzlüge kavusan kimse. AFFAN: (AR) Kötü seylerden kaçinan, kötülüklerden uzaklasan, temiz. AFGAN: (AR) Heyecanli, çabuk öfkelenen. Orta Asya'da yasayan müslüman bir kavim. AFSAR: (TR) Oguz Türklerinin 24 boyundan biri. Çabuk is gören, çevik, atilgan AFSIN: (TR) Zirh, silah. AGAH: (FAR) Bilgili, haberli, uyanik, afif. Vakif olmus, malumatli. AGAR: (TR) Beyaz renkli. Açik tavirli, samimi. Asil, onurlu, serefli. AHAD: (AR) Bir, kisi, kimse.Birler, birden dokuza kadar olan sayilar. AHFES: (AR) Küçük gözlü, zayif bakisli. Yalniz gece gören kimse. AHID: (AR) Bir seyin yerine getirilmesini emretmek. Söz vermek. AHMER: (AR) Kirmizi, kizil. AHVER: (AR) Müsteri yüzlü, güzel gözlü adam. Zeki, akilli. AHMET : (AR) Övülmeye deger. Begenilmis. Allah'a sükreden AKABE: (AR) Sarp geçit, çikilmasi zor yokus. Tehlike. Atlatilmasi zor güçlü. AKAD: (TR) Dogruluguyla, dürüstlügüyle taninmis kimse. AKALP: (TR) Dogrulugu ve dürüstlügüyle taninan kimse. AKALIN: (TR) Alni açik, suçu olmayan, onurlu. AKANSEL: (TR) Akarsu. Uzun mesafeler geçerek denize dökülen akarsu. AKAR: (TR) Akip geçen. Gelir getiren. AKASOY: (TR) Sevilen, sayilan soydan gelen AKBATU: (TR) Yigit erkek. AKBATUN: (TR) (bkz. Akbatu). AKCEBE: (TR) Beyaz zirh sahibi yigit. AKGÜN: (TR) Mutlu, sevinçli gün. AKHAN: (TR) Dürüst hakan. AKALP: (TR) Cömert, eli açik yigit. AKIMAN: (TR) Cömert, eli açik kimse. AKIN: (TR) Her engeli asan, güçlüklerden yilmayan, hizli hareket kabiliyetine sahip. AKINALP: (TR) Akin yapan yigit. Yigit. AKINCI: (TR) Osmanlilarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla düsmanlarinin moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari. AKINTAN: (TR) Tan yeri agarirken yapilan akin AKIF: (AR) Bir seyde sebat eden. Ibadet eden. Direnen. AKIL: (AR) Akilli, akil sahibi. Uslu, kavrayisli. AKMAN: (TR) Temiz, beyaz, güzel insan. Yasli kimse. AKMANER: (TR) (bkz. Ak­man). AKSIN: (TR) Temiz, dogru, dürüstsün. AKSOY: (TR) Temiz soylu. AKSUN: (TR) (bkz. Aksu). AKSUNGUR: (TR) Dogan cinsinden bir tür av kusu. AKSIT: (TR) Kutlu ugurlu. Ak. Günes, nur, aydinlik. AKTAY: (TR) Beyaz tay. AKTAÇ: (TR) Beyaz taç. AKTAN: (TR) Aydinlik, mehtapli gece. AKTAR: (TR) Parlak, aydinlik sabah. AKTAS: (TR) Mermer. AKTEKIN: (TR) Parlak, görkemli, temiz huylu yigit. AKTEMÜR: (TR) Akdemir. AKYOL: (TR) Dürüst, dogru ve iyi yol. AKAD: Soyluluk, Onurlu bir kisilige sahip olmak AKIN: Hizli bir biçimde düsmana yapilan saldiri AKIF: Dünya islerinden uzaklasip, ibadet için Allah'a yönelen AKIL: Akilli , Rüstünü kanitlama konumuna gelmis , yaptiklarinin farkinda olan ALAATTIN: (AR) Dini yüceltmek için din ugruna çalisan kimse. ALATAY: (TR) Derisinde be­nekler olan tay. ALEMDAR: (AR+FAR) Bayrak veya sancak tutan, tasiyan, bayraktar, sancaktar. ALGIN: (TR) Güçlü, iyi, güzel, sicakkanli, sevimli. Sevdali, asik, vurgun. Hizli akan su. ALI: (AR) Yüce, ulu, yüksek. ALICAN: (AR+FAR) Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmistir. ALIM: (Ar.) Çok okumus, bilgin.Çok bilen. Sonsuz. Ilim sahibi. ALISAN: (AR+FAR) San ve serefi yüce ve yüksek olan çok degerli. ALIYAR : (AR+FAR) Yar, dost, sevgili. Alinin dostu, sevgili adi. Yüce dost. ALKIM: (TR) Gökkusagi. ALKIN: (TR) Sevdali, asik, vurgun. El çirpma, övme. ALP: (TR) Eski Türklerde kahraman, yigit, cesur, bahadir, pehlivan. ALPAGU: (TR) Tek basina düsmana saldiran yigit. ALPASLAN: (TR) Arslan gibi cesur ve yigit, savas beyi. ALPAY: (TR) Cesur, yigit kimse. ALPER: (TR) (bkz. Alp). ALPEREN: (TR) Yigit, bahadir. ALPERTUNGA: (TR) Efsanevi Türk hükümdari ve destan kahramani. ALPGIRAY: (TR) Yigit hükümdar. ALPHAN: (TR) Yigit hükümdar. ALPKAN: (TR) Yigit soydan gelen. ALPKIN: (TR) Keskin kiliç. ALPMAN: (TR) Yigit, cesur, kahraman. ALPSOY: (TR) Yigit ve cesur soya mensub. ALPTEKIN: (TR) Kahraman sehzade. Birlesik isim. Alp: Kahraman, Tekin: Sehzade. ALTAN: (TR) Sabahin günes dogarkenki zamani. Hakanlara verilen unvan, ALTAY: (TR) Asya'da Bati Sibirya ile Mogolistan'i ayiran daglik bölge. ALTUG: (TR) Kirmizi tug ALTUNAY: (TR) Ay'in sari renkli hali ALTUNÇ: (TR) Bakir alasimi. Kirmizi bakir. Kirmizi, al gözlü. ALTUNER: (TR) Degerli kimse. ALTUNHAN: (TR) Zengin hakan. ANIL: Ölçülü davranan, hosa giden kimse ARAF: (AR) Cennet ile cehennem arasindaki yer. Sert, tepe. Adetler, usuller. ARAL: (TR) Birbirine yakin adalar toplulugu. Orta Asya'da bir göl. ARASTR) Kalin Yün, At kili anlaminda . Dogu Anadoluda bir nehir. ARDA: (TR) Eskiden bazi çavuslarin elde tuttuklari uzun degnek. Isaret için dikilen degnek. Çikrikçi kalemi. Sonra gelen. AREF: (AR) Pek maruf, çok bilinen. Arif, anlayisli ve bilgili. AREL: (TR) Temiz, dürüst kimse. ARGU: (TR) Iki dag arasi, uçurum. ARGUN: (TR) Zayif, güçsüz, düskün, dermansiz, zebun. ARGÜN: (TR) Temiz, aydinlik gün. ARHAN: (TR) Üstün nitelikli, gururlu bakan. ARICAN: (TR) Temiz, dogru kimse. ARIÇ: (TR) Baris, asayis. ARIF: (AR) Meshur, çok taninmis. Bilgi sahibi. Bilen, bilgili, irfan sahibi. ARIHAN: (TR) (bkz. Arhan). ARIKAL: (TR) Temiz, dogru, dürüst kal. ARIKAN: (TR) Temiz soy. ARIKHAN: (TR) (bkz. Arhan) ARIN: (TR) Temiz, ari, saf. Alin. Yüz, cephe. Daglarin, tepelerin yüzü. ARINÇ: (TR) Temiz, saf, ari.Baris. ARISAL: (TR) Ari gibi çaliskan kimse. ARISAN: (TR) Temiz, dogru taninmis kimse. ARISOY: (TR) (bkz. Arisan). ARITAN: (TR) Temizleyen, ari duruma getiren. ARKAN: (AR) Temiz, ari kandan gelen.Üstün galip. ARKIN: (TR) Yavas, agir, sakin, gelecek yil. ARKUT: (TR) Temiz, ugurlu, kutlu. ARMAN: (FAR) Hasret, özleme. Zahmet, sikinti. Teessüf. Pismanlik. ARSAL: (TR) Temiz huylu, namuslu. ARSEBÜK: Temiz ruhlu ve çabuk. Toy. Namus konusunda titiz. ARSLAN: (TR) Kuvvet ve saldirganligiyla taninan hayvan. Cesur adam, bahadir. ARSLANGIRAY: (TR) Cesur, korkusuz han. ARSLANSAH: (TR) Arslan gibi cesur ve yigit sah, kral. ARTAN: (TR) Yarar, fayda. Üstünlük, meziyet, nitelik. ARTUÇ: (TR) Ucu sivri demirle donanmis mizrak. ARZIK: (TR) Dindar, sofu. AS: (AR) Mersin agaci. (FAR) Degirmen. ASAF: (AR) Vezir. Erdem, ileri görüslülük, yönetimde basari. ASAL: (TR) Baslica, esasli, temel. ASALET: (AR) Soy temizligi, soyluluk. ASIF: (AR) Pek sert, pek siddetli, siddetle esen. ASIL: (AR) Saglam. Iyice köklesmis, yüksek duygularla hareket eden. ASIM: (AR) Yasak, yanina yaklasilamayan. Günahtan, haramdan çekinen. ASKER: (AR) Ordu, ordu örgülüyle ilgili. Vazife yapan. Rütbesiz asker, er. ASRI: (AR) Zamana uygun, çagdas. ASUTAY: (TR) Hirçin tay. ASIK: (TR) Bir baskasini askla seven. Dalgin, unutkan. ASIR: (AR) Ondabir, onuncu. Samimi dost ve arkadas. Koca. ASKIN: (TR) Geçkin, asmis olan. Coskun. Fazla. Sonra. Benzerlerinden daha üstün. ASKINER: (TR) (bkz. Askin). ATA: (TR) Baba. Soyun geçmiste yasamis ferdi. Vermis, veris. Bagislama, ihsan ATABEK: (TR) Selçuklu devletinde sehzadelerin terbiyesiyle vazifeli sahis. Lala. ATABEY: (TR) Devlet yönetiminde bir san. Lala. ATACAN: (TR) (bkz. Ata). ATAÇ: (TR) Atalardan gelen, atalarla ilgili olan. ATAERGIN: (TR) (bkz. Ata). ATAHAN: (TR) (bkz. Ata). ATAKAN: (TR) Düsünmeksizin her ise sokulan adam. Ileri atilan. ATALAY: (TR) Ünlü, namli, söhretli. ATAMAN: (TR) Ata kisi, baskan, önder. ATANER: (TR) (bkz. Ata). ATASAGUN: (TR) Eski Türklerde hekimlere verilen isim. ATASAN: (TR) (bkz. Ata). ATASEVEN: (TR) (bkz. Ata). ATASOY: (TR) (bkz. Ata). ATATUG: (TR) (bkz. Ata). ATAULLAH: (AR) Allah'in bagisladigi, hediye ettigi, ihsani, lütfü. ATAY: (TR) Bilinen, taninmis. ATIF: (AR) Çevirme, meylet­tirme, imale.Merhamet sahibi, sefkatli, aciyan. ATIK: (AR) Sirtin üst kismi. Berrak, saf, karismamis, kiymetli. ATILAY: (TR) Ünlü, namli, söhretli. Atilla'dan sonra tahta geçen ünlü hükümdar. ATILGAN: (TR) Karsisina çikabilecek tehlikelerden korkmadan ileriye atilan. ATILLA: (TR) Büyük, ünlü. Babacik. Savasçi, fatih. Hun Türklerinin büyük imparatoru ATKIN: (TR) Atilmis. Kumas dokumada kullanilan tabir. ATLAN: (TR) Ata bin. ATLAS: (TR) Üstü ipek, alti pamuk kumas, diba. Düz, havasiz, tüysüz. ATLIHAN: (TR) Ata binmis süvari. ATTAR: (AR) Güzel kokulu bitki özleri vb. satan, güzel koku ticareti yapan kimse. ATUF: (AR) Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah'a karsi sevgi duyan. AVCI: (TR) Avlanan, av sporu yapan kisi. Bir seyi elde etmeye ugrasan. AVNI: (AR) Yardimla ilgili, yardima ait. AVNULLAH: (AR) Allah'in yardimi. AYALP: (TR) Ay kadar parlak ve güzel, yigit. AYANA: (TR) Saygi. AYAYDIN: (TR) Ay isigi, aydinligi. AYAZ: (TR) Soguk ve Durgun hava. Dondurucu soguk. AYBAR: (TR) Gösterisli, heybetli, görkemli. Korku veren. AYBEG: (TR) Ay gibi temiz ve aydin yönetici, ileri gelen, bey. AYBERK: (TR) Saglam ay, saglam kisilik. Simsek, ay'in simsek gibi parlakligi. AYÇETIN: (TR) Zor, güç ay. AYDEMIR: (TR) Marangozlarin kullandigi kavisli bir keser çesidi. AYDIN: (TR) Ayli gece. Aydinlik, isikli, parlak. Okumus, kültürlü ileri fikirli, münevver. AYDINALP: (TR) Münevver, bilgili, yigit, kahraman kisi. AYDINÇ: (TR) Cesur, aydin. AYDINTAN: (TR) Safak vakti. AYDOLUN: (TR) Dolunay, mehtap. AYGUT: (TR) Karsilik, ödül. AYHAN: (TR) Ay sahibi, ay hakimi. Oguz Kagan Destani'na göre, Oguz'un alti oglundan biri. Efsanede bahsedilen, Oguz'un isiktan dogan karisindan olan 3 oglundan biri. Ayhan'in 4 oglu 24 Oguz boyunun 4'ünü olusturur. Bunlar Bozoklu soyudur. AYKAÇ: (TR) Söyleyen, konusan.Akil veren. Ozan, sair. AYKAN: (TR) Soylu, asil, temiz kisi. AYKUT: (TR) Kutlu, ugurlu ay. Karsilik, mükafat. AYKUTALP: (TR) Mükafat veren kahraman, iyi karsilik veren bahadir. AYMAN: (TR) Ay gibi güzel, isikli kimse. AYRAL: (TR) Benzerlerinden farkli olan, kendine özgü, degisik. AYSAL: (TR) Ay gibi, ay'a ben­zeyen. AYSAN: (TR) Ay gibi, ay yüzlü. AYTAÇ: (TR) Basa takilan ay seklinde taç. AYTEK: (TR) Ay gibi (Eski Türkçede tek/teg olarak kullanilmistir). AYTEKIN: (TR) Ay sehzadesi, ay prensi. AYTOLUN: (TR) Dolunay. Ay'in ondördü gibi güzel. AYTUG: (TR) Mizragin ucuna yapilmis ayin üstüne yapilan tüy. AYTÜN: (TR) Ay ve gece. AYVAZ: (AR) Arapça ivaz sözcügünün bozulmus sekli. Karagöz perdesinin belli basli tiplerinden biri. Köroglu destaninda bir kahraman. AYZER: (TR-AR) Altin renginde ay. Ay'in altin rengini aldigi an. AZAD/AZAT: (FAR) Hür, serbest. Kimseye bagimli olmayan. Kurtulmus. AZAMET: (AR) Büyüklük, ululuk. AZER: (FAR- IBR) Ates. Ibrahim'in babasi oldugu söylenir. AZIM: (AR) Büyük, ulu, cesim, iri, muhtesem. Kuvvetli, siddetli, derecesi yüksek. AZIZ: (AR) Sayin. Sevgili. Veli, evliya, ermis. Az bulunur. AZMI: (AR) Kasit, niyetlilik karar. Kemikli. Güçlü, kuvvetli.
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
Konu RaVaGe tarafından (06-28-2007 Saat 02:26 AM ) de değiştirilmiştir.. |
|
|
|
| Reklam |
|
|
#2 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
B - BAYAN
BADE: (FAR) Sarap, içki. BADEM: (FAR) Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetisen agaç. Bu agacin yas ve kuru yenen meyvesi. BADIYE: (AR) Çöl, kir. BAGDAGÜL: (TR) Degeri ölçülemeyen gül. Bagda yetisen gül. BAGDAT: (AR) Irak'in baskenti. BAGIS: (TR) Bagislanan sey, ihsan. Siçrayis, atlama. BAGLAM: (TR) Cinsleri ayri ya da birbirlerine yakin olan seylerin bir arada baglanmisi, demet, deste. Bir kosuttaki dörtlüklerin herbiri. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar iliskiler örgüsü ya da baglantisi. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da birimler bütünü. BAHAR: (FAR) Kisla yaz arasindaki mevsim. 22 Mart'la Haziran arasi, ilkyaz. Güzellik, güzel. Karanfil, tarçin, karabiber gibi kokulu sey. BAHIRA: (AR) Kulagi yarik disi deve veya koyun. Hayvan yavru dogurdugunda veya 5 yavru disi oldugu zaman hayvanin kulagi kesilerek belirtilirdi. BAHIRE: (AR) Isikli, parlak, güzel. Dikenli agaç. Açik, apaçik. Çok kosan cins deve. Vapur. BAHISE: (AR) Söz eden, bahseden. BAKIYE: (AR) Sehvetli kadin. BAHRIYE: (AR) Donanmaya ait (bkz. Bahri). Gönlü genis, cömert vaha gibi verimli. BAHTINUR: (AR) Talihli, sansli, yazgisi parlak. BAHTISER: (AR-FAR) Talihli, sansli, iyi yazgili. Isleri basindan beri iyi giden. BAHTISEN: (AR-FAR) Talihi, kaderi, kismeti sen. (bkz. Ikbal). BAHTIYAR: (AR-FAR) Bahtli, talihli. Mesut, mutlu. BAKANAY: (TR) Gökyüzünde duran ay, açik seçik. BAKINAZ: (FAR) Sürekli nazlanan, çok nazli. BAKIYE: (AR) Aglayan kadin. Hüzünlü kadin. BAKYAZI: (TR) Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet. BALAHATUN: (TR) Üstün, asil kanli. Degerli soy mensubu. BALCA: (TR) Bal damlasi, bal gibi. BALDAN: (TR) Bal gibi tatli, sirin, hos. BALGIN: (TR) Bala doymus. Çok tatli, bal gibi. BALHAN: (TR) Bal+ Han. Hazar denizi sahilinde bir dag silsilesi. BALIM: (TR) Kardes. Çok sevgili, samimi arkadas. BALIN: (TR) (bkz. Balim). BALKI: (TR) Parilti, isik. 2. Güzel parlak, süslü. Simsek. BALKIZ: (TR) Sirin, tatli, hos. Belkis adinin bir baska söylenis biçimi. BANU: (FAR) Kadin hatun, hanim. Kraliçe, prenses. Gelin. Sarap ve gül suyu gibi seylerin sisesi. BANUHAN: (FAR) (bkz. Banu). BARÇIN: (TR) Bir tür ipekli kumas. BARIKA: (AR) Simsek, yildirim pariltisi. BASIRET: (AR) Göz açikligi, inceden inceye etrafli derin görüs. Ön görüs, sezis. BASRIYE: (AR) Gören, görme ile ilgili, görebilmek. BASAK: (TR) Tahil tanelerini tasiyan kisim, Bugday basagi. Hasattan artakalan sey. Okun uç kismindaki sivri demir. BASAY: (TR) Birinci, ilkay. BAYÇA: (TR) Zengin, varlikli. BAYLAN: (TR) Nazli, simarik. Saygin,sevilen. BEDEL: (AR) Deger, kiymet. Bir seyin yerine verilen, yerini tutan sey, karsilik. BEDIA: (AR) Yüksek estetik degerde, sanat eseri. Begenilen ve takdir edilen sey. Esi az bulunur güzellikte. Ülkü, ideal. BEDIHE: (AR) Düsünmeden, birden bire söylenen güzel söz. Baslangiç. BEDINUR: (AR) (bkz. Bedi). BEDIRAN: (FAR) Isleri kötü idare eden. Çapkin kadin. BEDRAN: (FAR) Sert basli at. Daima. Hos latif, yakisikli. BEDREKE: (FAR) Yol gösteren, kilavuz. BEDRIYE: (AR) Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay'a ait. BEGÜM: (FAR) Kadin hükümdar, prenses. BEHICE: (AR) Sen, güzel, güleryüzlü kadin. BEHIRE: (AR) Güzel kadin. Soylu kadin. BEHIYE: (AR) (Beha kökünden) Güzel kadin. BEHNANE: (AR) Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadin. BEHRA: (FAR) Onun için ondan dolayi. BEHREM: (AR) Asfur çiçegi kirmizi gül. BEKRIYE: (AR) Her seyin evveli, ilk çocuk. Genç ve taze kiz. Disi deve yavrusu. BELEN: (TR) Dag beli, dagin asilacak yeri, daglik yer. BELGIN: (TR) Alamet, nisan, marka. Tam ve kesin olarak belirlenmis, sarih. BELIK: (TR) Saç örgüsü. BELIN: (TR) Gözlerini açip baka kalmis saskin. BELKIS: (AR) Müslümanlarin seba melikesine verdikleri isim. BENAN: (AR) Parmaklar, parmak uçlari. Parmakla gösterilecek kadar güzel BENDE: (FAR) Baglanmis kimse, tutsak. Kul, köle. Yürekten bagli. Büyük askla seven. BENGI: (TR) Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi. BENGISU: (TR) Insana ölmezlik verdigine inanilan su / Abihayat BENGÜ: (TR) Ebedi, sonu olmayan. BENGÜL: (TR) Üzerinde benekler bulunan gül BENNA: (AR) Yapi yapan, mimar, kalfa, dülger. BENSU: (TR) Su gibi aziz benlik BERAY. (TR) Ayin en isiltili, en parlak hali BERCA: (FAR) Yerinde tam dogru ve uygun. BERCESTE: (FAR) Seçilmis, begenilmis. Güzel, hos, latif. BERCIS: (AR) Müsteri yildizi, Jüpiter gezegeni. Sütü çok olan deve. BERÇIN: (FAR) Toplayici. BEREKET: (AR) Bolluk. Saadet, mutluluk, Allah vergisi. BERFIN: (FAR) Kardan yapilmis. Tertemiz, kar gibi beyaz. BERGÜZAR: (FAR) Hediye, hatira, andaç. BERGÜZIN: (FAR) Seçkin, begenilmis makbul. BERIA: (AR) Olgunluk ve güzelligiyle akranlarindan üstün olan sevgili. BERIL: (AR) Arinmis, aklanmis. (TR) Mücevher olarak kullanilan bir maden. BERIRE: (AR) Ihsan ve yardim sahibi. BERMAL: (FAR) Dag tepesi, doruk. BERNA: (FAR) Genç delikanli, yigit. BERRA: (AR) Dogru sözlü, hayir isleyen kimse. BERRAK: (AR) Duru, saf, nurlu. Simsek, parilti. Kulaga hos gelen ses. BERRIN: (FAR) Yüksek yüce. BERSAN: (FAR) Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabini kabul eden, onaylayan kimse. BERSE: (TR) Hep, bütün, çok. BESAMET: (AR) Güleryüzlülük, senlik. BESIME: (AR) Güleryüzlü, güleç. BESTE: (FAR) Kapali, bagli, baglanmis. Müzikte, sarkinin makam ve ahengi. BESARET: (AR) Müjde, mustu, iyi haber. Güler yüzlülük, gülümseme. BESIRE: (Ar.) Müjde getiren, müjdeci. Güleryüzlü, güleç hanim BETIGÜN: (TR) Gün gibi aydinlik yüzlü. BETIK: (TR) Yazili olan sey, yazilmis yapit. BETIM: (TR) Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açik bir biçimde, söz ya da yaziyla anlatma, tasvir. Herhangi bir seyin resmi ya da heykeli. BETÜL: (AR) Bakire. Erkekten çekinen, erkeklere yaklasmayan namuslu kadin. Ayri kök salan fidan. BETÜLAY: (bkz. Betül). BEYAN: (AR) Bildirme, söyleme, açiklama. Belli apaçik. BEYAZ: (AR) Ak, en açik renk. Aydinlik. Deri rengine göre bir insan irki. BEYDA: (AR) Tehlikeli yer. Sahra, çöl. BEYHAN: (TR) Hükümdarlarin üstünü. Seçkin han. BEYTIYE: (AR) Eve ait, evle ilgili. BEYZA: (AR) Daha ak, çok beyaz. Günahtan kaçinmis. Günahla kirlenmemis. BEZEN: (TR) Süs, benek, zinet. BEZMI ALEM: (AR) Dünya meclisi, sohbet toplantisi. BIDAYET: (AR) Baslama, baslangiç. BIGE: (TR) Evlenmemis, çougu olmamis. BIHRUZ: (FAR) Iyi gün, güzel gün anlaminda. BIHTER: (FAR) Pek iyi, daha iyi. BIHTERIN: (FAR) En iyi, pek iyi. BIKE: (TR) Benzersiz, essiz. BILAY: (TR) Ay gibi asil ol. BILEN: (TR) Bilgili, görgülü, anlayisli. BILGE: (TR) Bilgili, iyi genis, derin, bilgi sahibi kimse. BILGEN: (TR) (bkz. Bilge). BILGINUR: (TR-FAR) Bilginin isigi, bilginin aydinligi. BILGÜN: (TR) (bkz. Bilgin). BILLUR: (AR) Bazi cisimlerin tabi olarak aldiklari geometrik sekil. Duru, berrak, kesme cam, kristal. Necef tasi. (Mecazi anlami) Temiz, piril piril insan. BILSEN: (TR) Kendini bil. BILUN: (*) Yarim Ay BINAY: (TR) Bin tane ay, çok kuvvetli isik. BINHAN: (TR) Hanlarin hani. BINNAZ: (TR) Nazli. Cilveli. BINNUR : (TR) Nurla özdeslesmis. Bin tane nur. BIRAY: (TR) Ay gibi tek, essiz. BIRCE: (TR) Tek, essiz, biricik. BIRCIS: (AR) Gezegen, Jüpiter, müsteri yildizi, bercis. BIRGÜL: (TR) Bir tane, tek gül. Kiymetli gül. BIRHAN: (TR) Tek yönetici. BIRICIK TR) Tek, bir tane, emsalsiz BIRIM: (Fars.) Bir tanem, biricigim. BIRKE: (AR) Büyük havuz. Gölcük. Gögüs. BIRSEN: (TR) Sadece sen, tek sen. BIRSEV: (TR) Tek sevgili. BIRSIN: (AR) Yonca. (TR) Bir tanesin. BIRSU: Özel bir su biricik su gibi BITENGÜL: (TR) Güllerin bitmesi. BUCAK: Genellikle, genis verimli bakimli alanlara verilen ad (Köse bucaktaki anlami gibi) BUHAYRA: (AR) Küçük deniz. Misir'in kuzeybatisinda bir sehir. BUKET: (FAR) Çiçek demeti. BUKLE: (FAR) Kivrilmis, küçük lüle seklinde saç. BURCU: (TR) Güzel koku. BURÇAK: (TR) Baklagillerden, taneleri yemis olarak kullanilan bir bitki. BURÇIN: (TR) Disi geyik. BUSE: (FAR) Öpüsmek, öpmek. BÜKLÜM: (TR) Bükülmüs kivrilmis seylerin olusturdugu halka. BÜLBÜL: (AR) Sesinin güzelligiyle ünlü ötücü kus. Sesi çok güzel olan kimse. BÜLENT: (FAR) Yüce yüksek, ala, ulu. BÜRGE: (TR) Bir yerde duramayan canli, taskin kimse. BÜRKE: (AR) Marti. Havuz, gölcük. BÜSRA: (AR) Müjde, sevinçli haber. BÜTE: (TR) Fidan. BÜTEYRA: (AR) Günes. Sabah.
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
B- ERKEK
BABÜR: Hindistan'da yasayan bir tür kaplan/Babür imp. kurucusu Babürsah'tan BAGATUR: (TR) Cesur yigit. BAGDAS: (TR) Yakin arkadas, dost. BAGIS: (TR) Bagislanan sey, ihsan. Siçrayis, atlama. BAGISCAN: (TR) (bkz. Bagis). BAGISHAN: (TR) (bkz. Bagis). BAGLAM: (TR) Cinsleri ayri ya da birbirlerine yakin olan seylerin bir arada baglanmisi, demet, deste. BAHA: (AR) Deger fiyat, kiymatinin karsiligi, Ederi BAHADIR: (FAR) Cesur, yigit, kahraman, atak, gözünü daldan budaktan esirgemeyen. BAHADIRHAN: (FAR-TR) (bkz. Bahadir). BAHAEDDIN / BAHATTIN : (AR) Dinin güzelligi. BAHAMRA: (AR) Irak'ta bir yer. BAHAULLAH: (AR) Allah katinda deger ve kiymet sahibi. BAHIR: (AR) Deniz, derya. Belli, besbelli, açik, apaçik. Isikli, parlak, güzel. BAHIT: (AR) Bahti açik sansli. BAHRA: (AR) Timur devletinin güney sinirini koruyan eski bir sinir kalesi. BAHRI: (AR) Denizle ilgili, denizci, denizin gücü, sonsuzlugu BAHTIYAR: (FAR) Mutlu, talihli, Hayatindan memnunolan BAKI: (AR)Süreklilik sahibi, sonsuza kadar kalan, sonsuz, sonu olmayan BALA: (TR) Çocuk yavru. Yüksek, yüce, yukari. Azat. BALABAN: (TR) Er. Bir tür yirtici kus. Iri cins bir tür Dogan (kus). Gürbüz canli, cüsseli, insan veya hayvan. BALAMAN: (TR) (bkz. Balaban). BALAMIR: (TR) Eski bir Türk kagani. (IV. yy.) Alanlari ve Ostrogotlari yenerek batiya sürdü. BALATEKIN: (TR) (bkz. Balaban). BALCAN: (TR) Bal gibi tatli canli. BALDEMIR: (TR) Güçlü, kuvvetli, sirin. BALER: (TR) Tatli dilli, cana yakin kimse. BALIM. (TR) Kardes. Çok sevgili, samimi arkadas. BALI: (AR) Eski, koca, köhne. BALISOY: (AR+TR) Eski, köklü soydan gelen. BALK: (TR) Simsek. BALKAN: (TR) Sarp ve ormanlik siradaglari. Avrupa'nin güneydogu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Romanya'yi içerir. BALKAR: (TR) Kuzey Kafkasya'da yasayan bir Türk boyu. Kipçaklann bir kolu. BALKI: (TR) Parilti, isik. Güzel parlak, süslü. Simsek. BALKIR: (TR) Parilti, isik, simsek. BALKOÇ: (TR) (bkz. Balki). BALSAN: (TR) (bkz. Balim). BARAK: (TR) Oguzlarin Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yasarlar. BARAN: (FAR) Yagmur. BARANSEL: (FAR+TR) (bkz. Baran). BARAY: (TR) Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz. BARBAROS: (ITA) Kirmizi sakal. Baba Oruç. Türk denizci kaptani derya. Oruç Gazi'nin Italyanlarca meshur olan ismi. Kanuni döneminde yasayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmektedir. BARIK: (TR) Sivri tepeler arasindaki uçurum, yüksek kayaliklardaki çatlakliklar. Yesillik, çayirlik yer. BARIKHAN: (TR) (bkz. Barik). BARIM: (TR) Varlik, servet, zenginlik. BARIN: (TR) Bütün, hep. Güç kuvvet. Gögüs. Mogol devrinde Orta Asya'da büyük beyliklerden biri. BARIS: (TR) Savassizlik durumu. 2. Savastan sonra silah birakma, uzlasma. Dirlik, düzenlik. BARISCAN: (TR) (bkz. Baris). BARIK: (AR) Parildayan. Nazik, dakik, ince. BARKAN: (TR) Çöllerde rüzgarin esme yönüne dikey dogrultuda olusan ay biçimindeki küçük kumsal külle. Hareketli kumul. BARKIN: (TR) Yolculuk eden, yolcu gezgin. BARLAS: (TR) Kahraman, savasçi. BARS: (TR) Kaplana benzeyen yirtici hayvan. Ari ogulu. Pars BARTU: (TR) En eski Türk kaganlarindan biri. BASRI. (AR) Gören, görme ile ilgili, görebilmek BASAR: (TR) Basarili ol, isi sonuçlandir. BASARMAN: (TR) Yaptigi isi basariyla sonuçlandiran. BASAY: (TR) Birinci, ilkay. BASBUG: (TR) Baskumandan, hükümdar. BASEGMEZ: (TR) Buyruk altina girmeyen, kisilikli. BASER: (TR) (bkz. Basar). BASIR: (AR) Müjdeci. Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz. Besir). BASKAYA: (TR) Kayalarin basi, güçlü, kuvvetli. BASKAYNAK: (TR) Ilk kaynak. Ana kaynak. BASKUR: (TR) Türk çadirlarinin çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafina baglanan kusak. BASKURT: (TR) Ural daglan güneyinde yasayan ve Türklerin Kipçak kolundan olan bir boy. Asil ismi Baskirt'tir. BASKUT: (TR) Kutlu, talihli kimse. BASOK: (TR) Önde olan yigit. BASOL: (TR) Basta ol, önder ol. BASÖZ: (TR) Önemli soydan gelen. BASSOY: (TR) (bkz. Basöz). BASTUGAY: (TR) (bkz. Basok). BASTUG: (TR) (bkz. Basman). BATIBOY: (TR)Türklerin göç sonucu batiya yerlesen oymaklari. BATIHAN: (TR) (bkz. Bati). BATI: (TR) Günesin battigi yön ve bu yöndeki ülkeler. BATIKAN: (TR) Bati+ Khan Batinin Hani ya da Batinin Kani anlaminda BATIR: (TR) Yigit, kahraman, bahadir. BATIRAY: (TR) (bkz. Batir). BATIRHAN: (TR) (bkz. Batir). BATTAL: (AR) Cesur, kahraman. Pek büyük. BATU: (TR) Üstün gelen, gücü yeten, galip. BATUG: (TR) (bkz. Batu). BATUHAN: (TR) Altinordu devletinin kurucusu (1204-1255). Cengiz Han'in torunu. BATUR: (TR) Kahraman, yigit, cesur, bahadir. BATURALP: (TR) Yigitler yigidi. BATURAY: (TR) (bkz. Batur). BATURHAN: (TR) (bkz. Batur). BAVER: (FAR) inanma, güvenme. Saglam, pek dogru. BAYAR: (TR) Ulu, yüce saygin, soylu. Ekilmemis toprak. BAYAZID: (AR) (bkz, Bayezit). BAYBARS: (TR) Bahri Memlüklerin sultani olup Kipçak ülkesinde dogmustur. BAYBAS: (TR) Zengin, ileri gelen, saygin. BAYBEK: (TR) (bkz, Baybas). BAYBORA: (TR) Firtina. BAYCAN: (TR) (bkz. Baybas). BAYÇA: (TR) Zengin, varlikli. BAYDAK: (TR) Bayrak. BAYDAN: (TR) Simarik, gururlu, kendini begenmis. BAYDAR: (TR) Kirim yarimadasinda Sivastopol sehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür. BAYDIR: (TR) Güçlü, kuvvetli. BAYDU: (TR) Ilhanli devleti hükümdari Hulagunun torunu. 11 ay Ilhanli devleti hükümdari oldu. BAYDUR: (TR) Güçlü, kuvvetli, cesur. BAYDURALP: (TR) (bkz. Baydur). BAYER: (TR) Zengin, varlikli kimse. BAYEZIT: (AR) Çesitli zamanlarda yasamis Osmanli sehzadelerinin genel adi. BAYGÜÇ: (TR) Zengin ve güçlü kimse. BAYKAN: (TR) (bkz, Baygüç). BAYINDIR: (TR) Imar edilmis, mamur. BAYKAL: (TR) Yaban kisragi. Deniz. Mogolistandaki büyük göl BAYKAM: (TR) Hekim, doktor. BAYKAN: (TR) Bay soyundan, zengin. BAYKARA: (AR) Bir kus türü. Mali çok olan. Böbürlenerek, salinarak yürüme. BAYKOCA: (TR) Varlikli, saygin. BAYKURT: (TR) (bkz. Baykoca). BAYKUT: (TR) Kutlu talihli. BAYKUTAY: (TR) (bkz. Baykut). BAYMAN: (TR) Varlikli, saygin. BAYRAKTAR: (FAR) Bayrak tasiyan. BAYRAM: (TR) Nese ve sevinç günü. Dini ya da milli bakimdan özel degeri olan ve milletçe kutlamalar yapilan gün veya günler. BAYRI: (TR) Çok eski zamanlarda var olmus, eskiden beri var olan. BAYRU: (TR) (bkz. Bayri). BAYRUALP: (TR) (bkz. Bayru). BAYRUHAN: (TR) (bkz. Bayru). BAYSAL: (TR) Soylu, ünlü kisi. BAYSAN: (TR) Zengin, taninmis. BAYSU: (TR) (bkz. Baysan). BAYSUNGUR: (TR) Akkoyunlu hükümdarlarindan. BAYTAL: (TR) Kisrak. 2. Bayir, yokus. BAYTEKIN: (TR) (bkz. Baytal). BAYTUGAY: (TR) (bkz. Tugay) BAYTÜZE: (TR) (bkz. Tüze). BAYTÜZÜN: (TR) (bkz. Tüzün). BAYÜLKEN: (TR) (bkz. Ülgen). BEDAYI: (AR) Esi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni seyler. BEDEL: (AR) Deger, kiymet. Bir seyin yerine verilen, yerini tutan sey, karsilik. BEDI: (AR) Bir seyi örnegi olmadigi halde meydana getiren. Yoktan vareden. Allah'in 99 isminden birisidir. Güzel, güzellik. BEDID: (FAR) Meshur, görünür, açik meydanda. BEDIH: (AR) San ve serefi büyük olan. BEDIHI: (AR) Besbelli, açik-apaçik. BEDIR: (AR) Dolunay, ondört gecelik ay. BEDIRHAN: (FAR) Ileri görüslü, aydin lider. BEDREDDIN / BEDRETTIN: (AR) Din'in nuru, isigi. Dinin aydinligi, dinde bilgelik. BEDRI: (AR) Er. 1. Içi altin dolu kese. Ay'la ilgili, ayin ondördü gibi güzel. BEDRÜLCEMAL: (AR) Ay yüzlü. BEDÜK: (TR) Büyük, yüce, gösterisli, önemli. BEDIR: (AR) Ayin ondördü. Dolunay. Ay. BEDIRHAN: (AR-TR) Ay+ Han gibi Bedir + Han BEDRETTIN: (AR) Bedreddin. Ayin ondördü gibi isik saçan, temiz ve yüce BEDRI: (AR) Ay gibi, aya benzeyen, Aya ait BEHÇET / BEHCET: (AR) Sevinç. Güzellik, güleryüzlülük. Sirinlik. BEHIÇ: (AR) Sen, güzel, güleryüzlü adam. BEHLÜL: (AR) Çok gülen, çok gülücü. Hayir sahibi, çok iyi adam. BEHMAN: (FAR) Filan filanca. Fars takviminde 11. ay'a ve her ayin 2. gününe karsiliktir. BEHMAR: (FAR) Çok ziyade, fazla. BEHNAN: (AR) Güleç, güler-yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam. BEHRAM: (FAR) Merih yildizi. Her ayin 20. günü. BEHZAD / BEHZAT: (AR) Ressam, minyatürcü. BEKATA: (TR) Ileri gelen, saygin. Soylu, isim yapmis sülaleden. BEKBARS: (TR) (bkz. Bekata). BEKDEMIR: (TR) (bkz. Bekata). BEKDIL: (TR) Dogru sözlü, mert. Gönlü zengin. BEKIL: (AR) Yakisikli, süslü delikanli, genç. BEKIR: (AR) Sabahlari erken kalkmayi aliskanlik edinen kimse, bakir. BEKRI: (AR) El degmemis, Bakir, Tertemiz, bozulmamis. BEKRIYE: (AR) Her seyin evveli, ilk çocuk. Genç ve taze kiz. Disi deve yavrusu.
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
B - ERKEK ( DEVAM )
BEKSAN: (TR) Taninmis, ünlü, saygin. Bey ünvani tasiyan. BEKTAS: (FAR) Yasit, Akran. Es, müsavi. BEKTÖRE: (TR) Güçlü, degismez töreleri olan, törelerine bagli. BENDER: (FAR) Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limani. BENGI: (TR) Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi. BENGIALP: (TR) (bkz. Bengi). BENGISAN: (TR) (Bengi). BENGISOY: (TR) (bkz. Bengi). BERA: (AR) Fazilet. Seçkin olma vasfi. Olgunluk. BERAT: (AR) Resmi belge, imtiyaz belgesi. BERCA: (FAR) Yerinde tam dogru ve münasip. BEREN: (TR) Güçlü, kuvvetli, akilli. BERGIN: (TR) (bkz. Berkin). BERHUZ: (FAR) Dagarcik, torba. BERI: (AR) Salim, kurtulmus. Temiz, Arinmis. BERID: (AR) Haberci. BERIN: (FAR) En yüksek, çok yüce. Soylu. BERK: (TR) Saglam, kuvvetli. Kati, sert. Siddetli. BERKA: (AR) Kuzey Afrika'da eski bir sehir. BERKAN: (AR) Sakima, parildama. Kivircik tüylü kuzu postu kürkü. BERKANT: (TR) Güçlü, bozulmaz, yemin. BERKAY: (TR) (bkz. Berk). BERKE: (TR) Kama. Altinordu hükümdari. BERKEL: (TR) Güçlü el. BERKER: (TR) Güçlü, saglam kisilikli. BERKI: (TR) Simsek gibi parlak. BERKIN: (TR) Saglam güçlü kuvvetli. BERKKAN: (TR) Güçlü soydan gelen. BERKMAN: (TR) Güçlü, saglam, kisilikli. BERKSAN: (TR) Güçlü taninan kimse. BERKSOY: (TR) (bkz. Berksan). BERKSU: (TR) Soguk ve keskin su. BERKÜN: (TR) Saglam, güçlü taninmis. BESALET: (AR) Korkusuzluk, yüreklilik. BESIM: (AR) Güleryüzlü, güleç adam. BESAREDDIN / BESARETTIN: (AR) Dinin müjdesi. BESIR: (AR) Müjde getiren müjdeci. Güleryüzlü güleç adam. BETIK: (TR) Yazili olan sey, yazilmis yapit. BETIM: (TR) Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açik bir biçimde, söz ya da yaziyla anlatma, tasvir. Herhangi bir seyin resmi ya da heykeli. BEYAN: (AR) Bildirme, söyleme, açiklama. Belli apaçik. BEYATI: (AR) Gece uyuma, gece is görme, geceyi isiyle geçirme. Türk müziginin en eski makamlarindan. BEYAZIT: (AR) (Bkz. Bayezit) BEYBOLAT: (TR) Çelik gibi güçlü, saygin kimse. BEYBARS: (TR) (bkz. Baybars). BEYCAN: (TR) (bkz. Beybolat). BEYHAK: (AR) Horasan'in Nisabur eyaletinde bir bölge. BEYKAL: (TR) (bkz. Beycan). BEYKAN: (TR) (bkz. Beycan). BEYREK: (TR) Çok nazik, efendi, bey. Hüzünlü. BEYSAN: (TR) (bkz. Beycan). BEYSUN: (TR) Nazik insan. BEYZADE: (FAR-TR) Beyoglu. Soylu kimse. BICAN: (FAR) Cansiz, ruhsuz. Canini esirgemeyen, sehit. BILAL: (AR) Su gibi islatan, islatis, islaklik. BILAN: (TR) Süslü ve islemeli kiliç kemeri. BILAY: (TR) Ay gibi asil ol. BILDAR: (FAR) Bel, belleyen, yer kiran, kürek çeken. BILEK: (TR) Güç, kuvvet. BILEN: (TR) Bilgili, görgülü, anlayisli. BILGE: (TR) Bilgili, iyi genis, derin, bilgi sahibi kimse. BILGEALP: (TR) (bkz. Bilge). BILGEHAN: (TR) Göktürk hakani (683-734). Babasi Kutlug Ilteris Han'dir. BILGEKAGAN: (TR) (bkz. Bilge). Bilge Kagan (683-734). Göktürk hakani. Ikinci Göktürk hanedanliginin kurucusu. BILGEKAN: (TR) Bilgin soydan gelen. BILGER: (TR) Akilli, bilgili, bilge, bilgin. BILGIN: (TR) Bilgili kisi,alim. BILKAN: (TR) Bilgili. BILMEN: (TR) Bilen, anlayan, bilgili. BILTAY: (TR) (bkz. Bilmen). BINALI: (AR) Ali'nin oglu. BINALP: (TR) Yigitler. BINKAN: (TR) Soylu kanlar. BIRANT: (TR) Özel, tek yemin. Özelligi olan yemin. BIRAT: (TR) Asil, soylu, bir aileye mensup. Ilk erkek çocuga verilen isim. BIRAY: (TR) Ay gibi tek, essiz. BIRCAN: (TR) Tek, essiz. BIRGE: (TR) Kamçi. Birlikte, beraber. BIRGIT: (TR) Birlesik, birlesmis, birlik almis. BIRHAN: (TR) Tek yönetici. BIRKAN: (TR) Soylu. BIRKE: (AR) Büyük havuz. Gölcük. Gögüs. BIROL: (TR) Tek ad, bir ol. BIRTAN: (TR) Bir tane, tek. BIRUN: (FAR) Disari. Dis harici. Osmanli Devleti'nde saray disinda görevli memurlar. BISTAMI: (FAR) (bkz. Bistem). BISTEM: (FAR) Horasan eyaletinde El-Bürz eteklerinde bir sehir. 2. Bistam tarafindan kuruldugu için bu ismi almistir. Elmaslariyla ünlüdür. BISAR: (FAR) Esir tutsak. Altin, gümüs kakmali islemeler. Saçilan sey, saç. Güçsüz, dermansiz. BOGAÇ: (TR) Küçük yasta boga öldürdügü için kendisine bu ad verilen, Dede Korkut hikayelerindeki bir kahraman. Dirse Han'in oglu. BOGAÇHAN: (bkz. Bogaç). BOGATAS: (TR) Ünlü Türk beylerinden biri. BOLGAN: (TR) Eski Türk adlarindan. BOLHAN: (TR) (bkz. Bolgan). BORA: (ITA) Araziden çikan siddetli rüzgar. BORAN: (Tür.) Rüzgar, simsek, gökgürültüsü, saganak yagmurun birlikte oldugu iklim olayi. BORANALP: (bkz. Boran). BORATAY: (bkz. Boran). BOYLAN: (TR) Kibirli, magrur. BOYRAZ: (TR) Kuzey rüzgari. BOYSAN: (TR) Uzun boylu, yakisikli delikanli. BOYSEL: (TR) Uzun boylu. BOZBEY: (TR) Kir beyi, gri. BOZBORA: (TR) Firtina. BOZDOGAN: (TR) Bir sahin türü. BOZER: (TR) Beyaz tenli. BOZKAYA: (TR) (bkz. Bozer). BOZKURT: (TR) Göktürk efsanelerinde yer alan kutsal hayvan. BOZUN: (TR) Büyük Selçuklu emirinin adi. Sürülmemis tarla. BOZYEL: (TR) Yagmur getiren lodos rüzgari. BOZYIGIT: (TR) (bkz. Bozer). BÖKE: (TR) Kahraman, güçlü kimse. Önder, baskan, reis. Kabadayi, cesur efe. Güresçi, pehlivan. BÖRÇETIN: (TR) Tarihçilere göre Türkleri Ergenekon'dan kurtaran demircinin adi. BUDAK: (TR) Agacin dal olacak sürgünü. Dal. Dalin gövde içindeki sert bölümü. BUDUN: (TR) Halk, kavim, ahali. BUDUNALP: (bkz. Budun). BUGRA: (FAR) Büyük erkek deve, iki hörgüçlü deve. Turna kusu, sürünün önünde uçan turna. BUGRAHAN: (FAR-TR) Bkz. Bugra BUHRI: (AR) Tütsüye ait. Denize ait. BUKA: (AR) Ülke, yer. Büyük bina. Ben, benek. BULAK: (TR) Kaynak, pinar, çesme. BULUT: (TR) Su buharlarinin yogunlasmasiyla meydana gelen ve gökyüzünde farkli yükseklikte bulunan kütle. BUMIN: (TR) Baykus, Puhu kusu. Göktürk devletinin kurucusu (Öl. 552). BUMINHAN: (TR) (bkz. Bumin). BURAK: (AR) Berk sözcügünden (Yildirimdan) türetilmistir. BURÇ: (AR) Süryanice Burgus kelimesinin Arapçalastirilmis biçimi.Kalenin köselerine yapilan daha yüksek ve daha kalin çikinti kule. Günesin ayrildigi oniki kisimdan herbiri. BURÇAK: (TR) Baklagillerden, taneleri yemis olarak kullanilan bir bitki. BURÇHAN: (TR) (bkz. Burç). BURHAN: (AR) Delil, kanit. Ilahi aydinlik. BURHANEDDIN / BURHANETTIN: (AR) Dinin delili. BURKAN: (Tür.) Uygur Türklerinin Budaya verdikleri ad. BURKHAN: (TR) Put, heykel, Buda heykeli. BUYAN: (TR) Mutluluk, ugur, talih. BUYRUK: (TR) Belirli bir davranista bulunmaya zorlayici güç. Emir. Direktif. BUYRUKALP: (bkz. Buyruk). BÜLENT: (FAR) Yüce yüksek, ala, ulu. BÜNYAMIN: (AR) Yakup peygamberin en küçük oglu. Ibranice Sözcük anlami: Sag elin oglu BÜRGE: (TR) Bir yerde duramayan canli, taskin kimse. BURKAN: (AR) Yanardag, volkan
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
C - Ç - BAYAN
CABIRE: (AR) Cebreden, zorlayan. Galip gelen. Aziz ve kuvvetli olan. CABIYE: (AR) Hazine (bkz. Semahat). Sam'in güneybatisinda, Çavlan'da bir yer. Havuz. CAHIDE: (AR) Cehdeden, elinden geldigi kadar çalisan. CAIZE: (AR) Armagan, hediye. Yol yiyecegi, azik. Eski sairlere yazdiklari methiyeler için verilen bahsis. CALIBE: (AR) Kendine çeken, celbeden, çekici. CANAL: (TR) Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. CANAN: (FAR) Sevgili, gönül verilmis, sevilen kadin. CANAY: (TR) Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. CANDAN: (TR) Samimi, içten, kalbi. Yakinlik belirten davranis. CANEL: (TR) Içten uzatilan el, dostluk eli. CANFEDA: (FAR) Canini veren, özverili kimse. CANFEZA: (FAR) Can artiran, cana can katan. CANGÜL: (TR) Gül gibi canli. Güzel, temiz kimse. CANIPEK: (TR) Yumusak huylu (kimse). CANNUR: (TR) Özü aydinlik, nurlu kimse. CANRUBA: (FAR) Gönül alan, sevgili. CANSEL: (TR) Hayat veren su. Can ve sel kelimelerinden birlesik isim. CANSEN: (TR) Sen cansin, sevilensin. CANSER: (TR) (bkz. Can). CANSES: (TR) (bkz. Canser). CANSET: (TR) Küçük kraliçe, prenses. CANSEVER: (TR) (bkz. Cansin). CANSIN: (TR) Canim gibisin, canimsin. CANSU: (TR) Hayat veren su, tazelik. Sevgili, sevimli. CANSUN: (TR) (bkz. Cansu). CAVIDAN: (FAR) Daimi kalacak olan, sonrasiz, ebedi. CAVIDE: (FAR) (bkz. Cavidan). CEBIRE: (AR) Zorlamak. Düzeltme, onarma. CELILAY: (AR-TR) Ulu, yüce ay. CELILE: (AR) Büyük, ulu. CEMILE: (AR) Güzel kadin. Gönül almak amaciyla yapilan davranis. CEMINUR: (AR) Isik, nur toplulugu, çok nurlu, aydinlik kimse. CEMRE: (AR) Ates. Kor halinde ates. Subat ayinda azar azar artan sicaklik. CENAN: (AR) Kalb, yürek, gönül. CENNET: (AR) Uçmak. Bahçe. Çok ferah ve havadar yer. Firdevs. Allah'a inanan, günah islememis veya günahlarindan temizlenmis olanlarin girecegi yer. CEREN: (TR) Ceylan. CESARET: (AR) Yüreklilik, korkusuzluk CEVHER: (AR) Öz, maya. Basli basina, kendiliginden olan. Tiynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. Kiymetli tas. Ebcet hesabinda yalniz noktali harfleri hesaplamaya dayanan tarih düsürme sekli. Kiliç namlusuna yapilan menevisli süs. CEVRIYE: (AR) Haksizlik. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem. CEYDA: (AR) Uzun boyunlu ve güzel. CEYDAHAN: (bkz. Ceyda). CEYHAN: (TR) Güney Anadolu'da Toroslar'dan dogan ve Akdeniz'e dökülen nehir. CEYLA: Olaganüstü güzel gözlü CEYLAN: (TR) Hizli kosan, biçimli bacaklari olan ve güzel gözleriyle taninan bir gazel cinsi. CEZLAN: (AR) Mutlu. CEZMIYE: (AR) Cezm ile ilgili. Kesin karar ve niyete ait. Kesmek. CIHAN: (FAR) Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. CIHAN BANU: (FAR) Dünyaca taninmis kadin. CIHANDIDE: (FAR) Dünyayi gezip görmüs. CIHANEFRUZ: (FAR) Dünyayi parlatan, aydinlatan. CIHANFER: (FAR) Cihani, dünyayi aydinlatan, nurlu, isikli. CIHANGÜL: (FAR) (bkz. Cihan). CIHANNUR: (FAR) Dünyayi aydinlatan, nurlu, isikli. CIHANSER: (FAR) Cihan'in basi. CIHANSUZ: (FAR) Cihan yakan. CILVE: (AR) Hosa gitmek için yapilan davranis. Isve, naz. CINAN: (AR) Cennetler. CIRYAL: (AR) Bir nevi kirmizi boya. Altinin kirmiziligi. Temiz renk. Saf. CUDIYE: (AR) Cömert, eli açik. Iyilik severlikle ilgili. Dicle nehri kiyisinda bir dag. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dagin üzerinde durdugu söylenir. CÜMANE: (AR) Tek inci anlaminda. ÇAGILI: (TR) Çagla ilgili. Çakil. Çagla. ÇAGIN: (TR) Yildirim, simsek. ÇAGLA: (TR) Olgunlasmamis meyve, bazi meyvelerin olgunlasmadan, henüz yesilken yenen hali. ÇAGLAR: (TR) Çaglayan, selale. ÇAVLAN: (TR) Büyük çaglayan. ÇELGIN: (TR) Yaralanarak kaçan av hayvani. ÇEMAN: (FAR) Salina salina yürüyen. Nazli sevgili. ÇEMENZAR: (FAR) Otlak. Çimenlik. ÇESMIAHU: (FAR) Ahu gözlü kadin, ceylan gözlü güzel. ÇESMINAZ: (FAR) Süzerek bakma, bakis. Nazli nazli bakan göz. Güzel gözlü sevgili. ÇESPAN: (FAR) Layik, uygun, münasip, yakisir. ÇINAY: (FAR) Soylu ay, ayin en parlak zamani. ÇIRAG: (FAR) Mesale, isik, kandil. ÇIÇEK: (TR) Bitkilerin üreme unsurlarini ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kisimlari. ÇIGDEM: (TR) Zambakgillerden, soganli otsu, çesitli renklerde çiçek açan kir bitkisi. ÇILAY: (TR) Ayin üzerinde beliren açik renk lekeler. ÇILER: (TR) Güzel öten, güzel ötüslü ÇINEL: (TR) Dogru, dürüst, namuslu kimse. ÇIRAY: (FAR) Yüz çizgileri, yüz güzelligi. Beniz, yüz. Insan resmi. ÇISEMTR) Çiseleyen yagmur ÇOLPAN: (TR) Çoban yildizi. Zühre, venüs. C - Ç - ERKEK CABBAR: (AR) Güç ve kuvvet sahibi kimse CABGU: (AR) Efendi. Bey. Ileri gelen, saygin kimse. CABIR: (AR) Cebreden, zorlayan. Galip gelen. Aziz ve kuvvetli olan. CAFER: (AR) Küçük akarsu. Çay. CAHID / CAHIT: (AR) Cehdeden, elinden geldigi kadar çalisan. CAHIZ: (AR) Gözü pek, yürekli, cesur kimse. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanilmistir. CAIZ: (AR) Geçer. Islenmesi, yapilmasi uygun anlaminda. CALIB: (AR) Çekici, celbedici, cazib. CALP: (AR) Güçlü, kuvvetli, gayretli. CAN: (FAR) Can, ruh. Hayat. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. Gönül, yakin dost, çok sevilen arkadas. CANAL: (TR) Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. CANALP: (TR) Özünde yigitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakin yigit. CANAY: (TR) Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. CANAYDIN: (TR) Özü temiz, aydinlik ruhlu kimse. CANBEK: (TR) Özü pek. Güçlü kisilikli kimse. CANBERK: (TR) Güçlü, saglam kimse. CANBEY: (TR) Canim gibi sevgili. CANBULAT: (TR) CAN+POLAT 'tan Canbulat. Çelik gibi güçlü can. CANDANER: (TR) Içten, samimi, dost kimse. CANDAR: (TR) Silah tasiyan, can ve dar isimlerinden mütesekkil birlesik isim. CANDEGER: (TR) Ugrunda can verilecek kadar güzel, degerli, sevilen. CANDEMIR: (TR) Özü güçlü, demir gibi saglam kisilikli. CANDOGAN: (TR) Cana dogan. CANEL: (TR) Içten uzatilan el, dostluk eli. CANER: (TR) Delikanli, genç, dinamik. Can ve er kelimelerinden birlesik isim. CANFEDA: (FAR) Canini veren, özverili kimse. CANFER: (FAR) Aydin bilgili. Güçlü saygin. CANGIRAY: (TR) CAN+GIRAY. Giray,Eskiden Kirim hanlarinin ve han ailesinden olan prenslerin kullandigi san CANGÜN: (TR) Dogdugu gün çok sevinilen kimse. CANGÜR: (TR) Canli, neseli kimse. CANIB/ CANIP: (AR) Ön taraf, cihet. CANKAN: (TR) Soyu temiz, asil kimse. CANKUT: (TR) Kisinin mutlulugu talihi, sansi, uguru. Mutlu talihli kimse. CANOL: (TR) Canim ol, can gibi içten ol. CANSAL: (TR) Can ve sal kelimelerinden birlesik isim. CANSEN: (TR) Sen cansin, sevilensin. CANSER: (TR) CAN+ SER. CANSOY: (TR) Asil, soylu, cana yakin. CANSUN: (TR) Cansin'dan Cansun. Canini sunan. CANTEKIN: (TR) Tek can, essiz can. CANTEZ: (TR) Tez canli, aceleci. CANTÜRK: (TR) Iyi hasletlere sahip Türk. CANVER: (TR) Canli, hasere. CAVID / CAVIT: (FAR) Sonrasiz, sürekli kalacak olan, ebedi. CAZIM: (AR) Kesin. Kesin kararli. CEBE: (AR) Zirh. Osmanlida silah ihtiyacini karsilayan aracin adi. CEBEL: (AR) Dag. Tarima elverissiz arazi. CEBERUT: (IBR) Ibranice "kudret" anlamina gelmektedir. CEBIR: (AR) Zorlamak. Düzeltme, onarma. Kirik veya çikik kemigi yerlestirip sarmak. CEBRAIL: (AR) Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. Cibril, Ibranice Allahin kulu. CEHDI: (AR) Ugrasan, çalisan. Çaba ve gayret gösteren. CEHID / CEHIT: (AR) Çalisma, çabalama, ugrasma. CELADET: (AR) Gözüpeklik. Yigitlik. Kahramanlik. CELAL: (AR) Büyüklük, ululuk azamet. Hiddet, öfke. CELALEDDIN/ CELALETTIN: (AR) Dini savunan. Dinin ululadigi, övdügü. CELASUN: (TR) Kahraman, cesur, atak, delikanli, yigit. Genç saglikli, gürbüz. CELAYIR: (TR) Mogol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamistir. CELIL: (AR) Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sifat olarak kullanilir. Osmanli devletinde vezir ve müsir rütbelerinde bulunanlar için bu sifat kullanilirdi. Güzel sanatlarda bir yazi stili. CELILAY: (AR-TR) Ulu, yüce ay. CELVET: (AR) Yerini yurdunu terk etmek. Tasavvufta, kulun, Allanin sifatlariyla halvetten çikisina ve fena fillahda fani olusuna denilir. CEM: (AR) Toplama, biraraya getirme, yigma. Hükümdar, sah. CEMAL: (AR) Yüz güzelligi, zahiri ve batini güzellik. Allah'in rahmetle tecellisi. Allah'in lütuf, ihsan, riza sifatlarinin karsiligi. CEMALLEDDIN/ CEMALETTIN: (AR) Dinin cemali, parlak yüzü. CEMALULLAH: (AR) Allah'in lütfü, bagisi. CEMIL: (AR) Güzel erkek. Iyilikle anma. Eskiden okullarda verilen basan kagidi. CEMRE: (AR) Ates. Kor halinde ates. Subat ayinda azar azar artan sicaklik. CEMSID/ CEMSIT: (FAR) Mitolojide Iran'in efsanevi dördüncü sahi. CENAB/ CENAP: (AR) "Yan"manasina gelir. Seref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanilir. CENAN: (AR) Yürek, gönül kalp CENGAVER: (FAR) Savasçi, silahsor. Savasi seven, savaskan, dövüsken. CENGEL: (FAR) Orman. CENGER: (FAR) (bkz. Cengaver). CENGIZ: (TR) Cengiz Han. Mogol Imparatorlugu'nun kurucusu, asil adi Timuçin'dir. Mogolcada Çing sifatinin çogulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamindadir. CENK: (FAR) Harp, savas, kavga. CENKER: (FAR-TR) Iyi savasan, savasçi. CERIB: (AR) Hububat için kullanilan bir ölçek. CERIR: (AR) Ip, halat. Yular anlaminda. CERIT: (AR) Verimsiz çorak yer. Bekar. CESIM: (AR) Iri, büyük, kocaman, ulu, mühim. CESIMI: (AR) Iri, büyük. CESUR: (AR) Er. - Cesaretli, yürekli, yigit, gözüpek, atilgan. CEVAD / CEVAT: (AR) Cömert, eli açik. Ihsan eden. CEVAHIR: (AR) Cevherler, elmaslar, kiymetli taslar. Mayalar, özler. CEVAN: (FAR) Genç, taze, delikanli. (bkz. Civan). CEVDET: (AR) Iyilik, güzellik. Olgunluk. Büyüklük. Tazelik. Kusursuzluk. CEVHER: (AR) Öz, maya. Basli basina, kendiliginden olan. Tiynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. Kiymetli tas. Ebcet hesabinda yalniz noktali harfleri hesaplamaya dayanan tarih düsürme sekli. Kiliç namlusuna yapilan menevisli süs. CEVVAL: (AR) Kosan, dolasan, hareket eden, canli. CEVZA: (AR) Günesin Mayis ayinda girdigi ikizler burcu. CEYHAN: (TR) Güney Anadolu'da Toroslar'dan dogan ve Akdeniz'e dökülen nehir. CEYHUN: (TR) Orta Asya'da Amu-Derya'ya Arap ve Farslilarin vermis oldugu ad. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri. CEZLAN: (AR) Mutlu. CEZMI: (AR) Cezm ile ilgili. Kesin karar ve niyete ait. Kesmek. CEZRI: (AR) Kökle ilgili, kökten. CEZZAR: (AR) Deve kasabi. -Daha çok lakab olarak kullanilir. CIHAD / CIHAT: (AR) Savas. Din ugrunda düsmanla savasma. CIHAN: (FAR) Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. Dünyada yasayan insanlarin tümü. CIHANER: (FAR) Dünyaya bedel kisi, yigit. CIHANGIR: (FAR) Dünyaya egemen olan, dünyayi zabteden kimse. Fatih. Osmanli sehzadelerinin ortak adidir. CIHANMERT: (FAR) (bkz. Cihaner). CIHANNUR: (FAR) Dünyayi aydinlatan, nurlu, isikli. CIHANSER: (FAR) Cihan'in basi. CIHANSAH: (FAR) Cihan'in sah'i. CILASUN: (TR) Babayigit, boylu, boslu, delikanli, gürbüz. CINAN: (AR) Cennetler, yedi gögün üstündeki Ars ile Kürsi'nin altindaki sekiz cennet. CINUÇEN: (TR) Üstün, galip, zafer kazanmis. CIVAN: (Fars.) Genç, delikanli, yakisikli. (bkz. Cevan). CIVA***HT: (FAR) Mutlu, sansli (kimse). CIVANMERT: (FAR) Cömert, eli açik genç, delikanli. COSAN: (TR) Cosku duyan, heyecanli (kimse). COSAR: (TR)(bkz. Cosan). COSKUN: (TR) Cosmus, galeyana gelmis. Duyarli, asin hareketli. COSKUNER: (TR) Cosan kimse. COSKUNSU: (TR) Sel, gürültüyle akan su. CÖMERT: (Tür.) Elinde olani harcayan, eli açik. Baskalarina yardimdan kaçinmayan. CUDI: (AR) Cömert, eli açik. Iyilik severlikle ilgili. Dicle nehri kiyisinda bir dag. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dagin üzerinde durdugu söylenir. CUMA: (AR) Haftanin besinci günü. Müslümanlarin ibadet ve Bayram günü. Cuma günü kilinan ögle namazi. Toplanma. CUMALI: (TR) Cuma günü dogan. CUMHUR: (AR) Halk, ahali. Kalabalik, basibos kalabalik. Takim, heyet. CÜBEYR: (AR) Küçük kahraman, küçük yigit. CÜNEYD / CÜNEYT: (AR) Küçük asker, askercik. ÇAGA: (TR) Çocuk. ÇAGAÇAR: (TR) Çag açacak kimse. ÇAGAKAN: (TR) Çagi yakalayan, çagdas. ÇAGAN: (TR) Bayram, senlik. ÇAGANAK: (TR) Körfez, liman. ÇAGAR: (TR) Bayram. Kalin ve kuvvetli deve köstegi. Dogan kusu. ÇAGATAY: (TR) Yavru at, tay. Dogu Türklerine, lehçelerine dayanilarak verilan ad. ÇAGILI: (TR) Çagla ilgili. Çakil. Çagla. ÇAGIN: (TR) Yildirim, simsek. ÇAGKAR: (TR) Canli, dinamik, çaliskan. ÇAGLAR: (TR) Çaglayan, selale (bkz. Selale). ÇAGMAN: (TR) Çagin insani. ÇAGNUR: (TR) Çagin nuru, zamanin nuru. ÇAGRI: (TR) Çakir gözlü. Mavi hareli göz. ÇAKA BEY: (TR) Oguzlarin Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarisinda Izmir bölgesinin hakimi oldu. ÇAKAR: (TR) Parildayan, isik veren. ÇAKIR: (TR) Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kisi. ÇAKMAN: (TR) Amacina erisen, ulasan kimse. Süt mavisi. ÇAKMUR: (TR) Yari uykulu bakis. Sert tas. Pinti. ÇALAPKULU: (TR) Tanri kulu. ÇALAPÖVER: (TR) Tanri'nin övgüsüne mazhar olmus kisi. ÇALGAN: (TR) Yatagi taslik olan ve gürültüyle akan su. ÇALKIN: (TR) Alev. ÇAPAN: (TR) Tatar, ulak, postaci. ÇAVAS: (TR) Günes. Günesli yer. Güney. ÇAVLAN: (TR) Büyük çaglayan. ÇAVLI: (TR) Ava alistirilmamis dogan. ÇAYKARA: (TR) Küçük akarsu, yazin kuruyan küçük akarsu. ÇELEBI: Efendi, nazik ve kibar. Sehir terbiyesi almis okuryazar kimse. Osmanli devletinin ilk devirlerinde sehzadelere verilen unvan. ÇELEN: (TR) Yakisikli delikanli. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. Açikgöz, becerikli, kurnaz. Evlerin disinda bulunan saçak. ÇELIK: (TR) Su verilip sertlestirilen demir. Çok güçlü kuvvetli. Kisa kesilmis dal. ÇELIKEL: (TR) Çelik gibi güçlü el. ÇELIKER: (TR) Çelik gibi güçlü kimse. ÇELIKHAN: (TR) Güçlü hakan, yönetici. ÇELIKKAN: (TR) Güçlü soydan gelen kimse. ÇELIKÖZ: (TR) (bkz. Çelik). ÇELIKSU: (TR) (bkz. Çelik). ÇELIKYAY: (TR) Güçlü, kuvvetli. ÇERAG: (FAR) Yag kandili, lamba, mum. Atin saha kalkmasi. ÇERME: (TR) Çay kiyilarinda sulu ve yesil yer. Kaynak. ÇESMAN: (FAR) Gözler. ÇESPAN: (FAR) Layik, uygun, münasip, yakisir. ÇERI: (TR) Asker, savasçi. ÇETIN: (TR) Sert, islenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müskil. ÇETINALPTR) (bkz. Alp). ÇETINAY: (TR) (bkz. Çetin). ÇETINEL: (TR) (bkz. Çetin). ÇETINER: (TR) (bkz. Çetin). ÇETINÖZ: (TR) (bkz. Çetin). ÇETINSOY: (TR)(bkz. Çetin). ÇETINSU: (TR) (bkz. Çetin). ÇEVAR: (TR) Sabah vakti. ÇINTIK: (TR) Çabuk davranan, hizli ve hareketli. ÇEVIKCAN: (bkz. Çevik). ÇEVRIM: (TR) Sinir. Girdap. Sürekli ve düzenli degisme. ÇIDAM: (TR) Sabir, tahammül. ÇINAR: (FAR) Çinar agaci. ÇIRAG: (FAR) Mesale, isik, kandil (bkz. Çerag). ÇILE: (FAR) Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapilan ibadet. Eziyet, sikinti. Ibrisim, yün vs. demeti. ÇILTAY: (TR) Üzerinde benekler bulunan tay. ÇINEL: (TR) Dogru, dürüst, namuslu kimse. ÇINER: (TR) (bkz. Çinel). ÇINTAY: (TR) Soylu at. ÇINUÇIN: (TR) Üstün, galip, zafer kazanmis. ÇIRAY: (FAR) Yüz çizgileri, yüz güzelligi. Beniz, yüz. Insan resmi. ÇIRE: (FAR) Maharetli, becerikli. Kahraman, yigit. ÇOGA: (TR) Çocuk, yavru. ÇOGAHAN: (TR) (bkz. Çoga). ÇOGAN: (TR) Kökü ve dallari sabun gibi köpüren bitki, çöven. ÇOGAS: (TR) Günes. ÇOGUN: (TR) Çok defa, ekseriya. ÇOKAY: (TR) Köy zengini, çiftlik sahibi. ÇOKMAN: (TR) Topuz, gürz.
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
D - BAYAN
DAHIYE: (AR) Üstün zeka sahibi. DALAY: (TR) Deniz. DALYA: (TR) Yildiz çiçegi. DAMLA: (TR) Bir sividan ayrilarak düsen parça halinde, küçük miktar, katre. DEFINE: (AR) Yere gömülmüs, kiymetli esya. Kiymet ve degeri olan kimse veya mal. DEFNE: (YUN) Akdeniz ikliminde yetisen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açik sari çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir agaç. DELFIN: (YUN) Yunus baligi. DELISTAN: (TR) Ilkbaharda birdenbire kabarmis bahçe. Gelismis, içinde her türden bitki bulunan, karisik bahçe. DEMET: (TR) Baglanarak, olusturulan deste. Biçilip baglanmis ekin. Bir kaynaktan çikan isiklarin meydana getirdigi isik destesi, hazne. DENIZ: (TR) . Büyük su kütlesi. Büyük su kütlesindeki dalgalanma. DERYA: (FAR) Deniz, büyük nehir. DERYAB: (FAR) Akilli, anlayisli. DERYACE: (FAR) Küçük deniz. Göl. DERYADIL: (FAR) Gönlü genis, herseyi hos gören. DERYANUR: (FAR-AR) Nur denizi, deryasi. DESEN: (FR) Renksiz çizim. Kumas sekli. DESTAN: (FAR) Hikaye, kissa. Hile, mekr, tenvir. DESTE: (FAR) Demet, tutam, takim. Kabza, tutacak yer. DESTEGÜL: (FAR) Gül demeti, destesi. DEVA: (AR) Ilaç. Çare, tedbir. DIBA: (FAR) Alacali ipek kumas. Atlas. DIBACE: (FAR) Kitabin baslangiç kismi, önsöz. Kitaplarin süslü sayfalari. DICLE: (TR) Yakindogu'nun Türkiye'den dogan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. DIDAR: (FAR) Yüz, çehre. Görme, görüsme. Görüs kuvveti. Açik meydanda. DIDE: (FAR) Göz. Gözcü. Gözbebegi. Gözucu. DIDEM: (FAR) Gözüm. DILAN: (FAR) Gönüller, yürekler. DILARA: (FAR) Gönül alan, gönül kapan, gönül oksayan, gönlü dinlendiren. Bugün elde örnegi olmayan eski Türk mürekkep makamlarindan biri. DILAVIZ: (FAR) Gönlün takildigi, gönüle takilan. DILAY: (FAR) Gönlü aydinlatan ay. DILBAZ: (FAR) Gönül eglendiren. Güzel söz söyleyen. Yüze hos görünen. DILBER: (FAR) Gönül alip götüren, güzel. DILBERAN: (FAR) Dilberler, güzeller. DILBERAY: (FAR+TR) Ay gibi güzel kadin. DILBESTE: (FAR) Gönül baglamis, asik. DILDAR: (FAR) Birinin gönlünü almis, sevgili. DILDEREN: (FAR) Sevgi toplayan, gönül alan, begenilen. DILEFRUZ: (FAR) Gönül aydinlatan. (bkz. Dilfüruz). DILEK: (TR) Dilenen sey, arzu, istek. Isteme, arzu etme, dileme. DILEM: (FAR) Gönül ilaci. DILFERAH: (FAR) Gönlü ferah, sevinçli. DILFEZA: (FAR) Gönlü genisleten, gönlü artiran. DILFÜRUZ: (FAR) Gönüle ferahlik veren, sevindiren. DILKESTE: (FAR) Gönül çekici. DILMEN: (FAR) Güzel. Güzel dil bilen, konusan, söz söyleyen. DILNUR: (FAR) Gönlü nurlu. DILRAH: (FAR) Gönül yolu. DILRUBA: (FAR) Gönül kapan, gönül alan. Tahminen 2 asirlik bir makam. DILSUZ: (FAR) Gönül yakan, yürek yakici. DILSAD: (FAR) Gönlü hos, sevilmis. DILSÜKUFE: (FAR) Gönül çiçegi. DIRAHSAN: (FAR) Parlak, parlayan. DIRAYET: (AR) Zeka, bilgi, kavrayis. DOGA: (TR) Tabiat. DOGANNUR: (TR) Nurun dogmasi. DOYUM: (TR) Ganimet almis. DÖNDÜ: (TR) Henüz evlenmemis kiz. Örfte devamli erkek çocugu olan ailenin son dogan çocugu kiz olursa döndü adini koyarlardi. DÖNE: (TR) Karsi ziyarette bulunma. (bkz. Döndü). DUCIHAN: (FAR) Iki cihan, dünya ve ahiret. DUDU: (FAR) Hanim, küçük kardes. Papagan, tuti. Bir papagan cinsi. DUHA: (AR) Kusluk vakti. DUHTER: (FAR) Kerime, kiz. DURANAY: (TR) Ayin en uzun süre gökyüzünde kaldigi zaman. DURNA: (TR) Bir cins kus. Turna. DURSALIHA: (TR-AR) Erkek çocugu olmayan ailelerin en son dogan kiz çocuklarina verdikleri ad. DURU: (TR) Saf, berrak. DURUGÜL: (TR) Temiz, saf gül. DUYGU: (TR) His. Duyulan, isitilen, hissedilen sey. DUYSAL: (TR) Duymakla, hissetmekle ilgili olan. DÜRDANE: (FAR) Inci tanesi. Sevgili, kiymetli. DÜREFSAN: (FAR) Inci serpen. Inci gibi söz söyleyen agiz. DÜRIYYE: (AR) Inci gibi parlayan, parlak. Pariltili yildiz. DÜRNUR: (FAR.) Inci isigi. DÜRRE: (AR) Inci tanesi. DÜRVES: (FAR) Inci gibi. DÜZEY: (TR) Seviye. DÜZGÜN: (TR) Girintisi, çikintisi, pürüzü olmayan. Düzeltilmis, tesviye edilmis. Iyi düzen verilmis. Intizamli, nizamli. Yolunda, rayinda. D - ERKEK DADAS: (TR) Erkek kardes. Delikanli, babayigit. DAFI: (AR) Defeden, gideren. Savan, savusturan, iten. DAGASAN: (TR) Dag asan. DAGDELEN: (TR) Dag delen. DAGHAN: (TR) Eski Türklerde dag tanrisi. DAGTEKIN: (TR) (bkz. Dagasan). DAHI: (AR) Üstün zeka sahibi. DAIM: (AR) Devamli sürekli, her zaman. DALAN: (TR) Biçim, sekil. Ince, narin, zarif. DALAYER: (TR) Deniz adami. DALDAL: (TR) Kahraman, yigit. DALGA: (TR) Denizin yel esince oynayip kabarmasi. Denizde hareketli su kütlesi. DALOKAY: (TR) Çok begenilen. DAMAN: (FAR) Etek. Bir dag silsilesinin eteginde uzanan bölge. DANIS: (FAR) Bilim, bilgi, ilim. DANIYAL / DANYAL: (IBR) Bir peygamber. Sözcük: "Tanri benim yargicimdir" anlamina gelir. DARCAN: (TR) Aceleci, sikintili. Serçe. DARGA: (TR) Baskan, lider. DAVUD / DAVUT: (IBR) Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildigi büyük peygamberlerden biri. DEDE: (TR) Ana ve babanin babasi. Ced, ata. Çok yasli kimse. Mevlevilikte çile doldurmus, dervislik gayesine erismis ve dergahta hücre sahibi olmus kimse. Bektasilerde seyh, baba. DEGER: (TR) Bir seyin tam karsiligi, kiymet, baha. Layik. Bir seyin sahip oldugu yüksek vasif. DEHNA: (AR) Kizil. Kumun rengi dolayisiyla Arabistan'da issiz iller adiyla anilan bir çölün adi. DEHRI: (AR) Dünyanin sonsuzluguna inanip öteki dünyayi inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldügüne inanan. Materyalist. DELAL: (AR) Insana hos, sevimli görünen hal, naz, isve. DELFIN: (YUN) Yunus baligi. DEMIR: (TR) Dayanikli ve kullanis sahasi genis, mavimsi esmer renkli bir maden. DEMIRAG: (TR) Demirden ag. DEMIRALP: (TR) Demir gibi saglam ve yigit. DEMIRAY: (TR) Demir gibi. DEMIRCAN: (bkz. Demirag). DEMIRDELEN: (bkz. Demirag). DEMIREL: (TR) Demir gibi güçlü eli olan. DEMIRER: (TR) Demir gibi güçlü kimse. DEMIRHAN: (TR) Güçlü hükümdar. DEMIRKAN: (TR) Güçlü soydan gelen. DEMIRMAN: (TR) Demir gibi güçlü saglam kimse. DEMIRÖZ: (TR) Özü demir gibi güçlü olan. DEMIRSAH: (bkz. Demirhan). DEMIRTEKIN: (bkz. Demirhan). DEMIRTUG: (bkz. Demirtekin). DEMREN: (TR) Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçasi. DENGIZ: (TR) (bkz. Deniz). DENGIZER: (TR) Denizci. DENIZ: (TR) Büyük su kütlesi. Büyük su kütlesindeki dalgalanma. DENIZALP: (TR) Yigit denizci. DENIZCAN: (TR) (bkz. Denizalp). DENIZER: (TR) Deniz adami, denizci. DENIZHAN: (TR) Denizlerin hakimi, yöneticisi. Eski Türklerde Deniz tanrisi. DERBEND: (AR) Kapilar kapisi. DEREM: (FAR) Para, akçe. DERIM: (TR) Çadir. DERMAN: (FAR) Ilaç. Çare. Takat, kuvvet, güç. DERSU: (TR) Hepsi, kamilen, bastan basa hep. DERVIS: (FAR) Alçakgönüllülügü ve yoksullugu kabul eden veya bir tarikata bagli bulunan kimse. Fakir ve muhtaç kimse. Daha çok lakap olarak kullanilir. DERYA: (FAR) Deniz, büyük nehir. DERYAB: (FAR) Akilli, anlayisli. DERYACE: (FAR) Küçük deniz. Göl. DEVAN: (FAR) Kosan, segirten, hizli yürüyen. Kosmak. Süratle, hizla gitmek. DEVLEDDIN / DEVLETTIN: (AR) Dinin mutlulugu, uguru, büyüklügü. DEVLET: (AR) Bir hükümet dairesinde teskilatlandirilmis olan siyasi topluluk. DEVRAN: (AR) Dünya, felek. Zaman. Talih, yazgi. DEVRIM: (TR) Hareket halinde bir seyin bir egri çizerek dönmesi, devretmesi. Köklü degisiklik, inkilap. Eski oldugu fark edileni yikip yerine yeni oldugu farz edileni koymak. Ihtilal. DICLE: (TR) Yakindogu'nun Türkiye'den dogan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. DICLEHAN: (TR) Dicle'nin hükümdari. DIKÇAM: (TR) Çam gibi uzun. Metanetli. DIKMEN: (TR) Koni biçiminde sivri tepe. Daglarin en yüksek yeri. Yayla. DILAN: (FAR) Gönüller, yürekler. DILAVER: (FAR) Yigit, yürekli. DILAZAD: (FAR) Gönlü bir seyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür. DILERCAN: (FAR) Dilekte, istekte bulunan. DILGE: (TR) Güzel konusan kimse. DILHAN: (FAR) Gönülden söyleyen, içten konusan. DILHUN: (FAR) Içi kan aglayan. DILSAFA: (FAR) Gönlü sen, rahat, dertsiz. DILSAZ: (FAR) Gönül yapan. DILSUZ: (FAR) Gönül yakan, yürek yakici. DILSAD: (FAR) Gönlü hos, sevilmis. DILSAH: (FAR) Gönül hükümdari, sahi. DINÇ: (TR) Gücü kuvveti yerinde ve saglikli. DINÇAY: (TR) Kuvvetli ay. DINÇER: (TR) Kuvvetli kimse, genç, erkek, yigit. DINDAR: (FAR-AR) Allah'a inanmis, baglanmis olan kimse. DIRAYET: (AR) Zeka, bilgi, kavrayis. DIREM: (FAR) Akça, para. Gümüs para. DIRENÇ: (TR) Karsi koyan kuvvet, mukavemet. DIRICAN: (TR) Güçlü, canli kimse. DIRIG: (FAR) Esirgeme, acima. DIRSEHAN: (TR) Dede Korkut hikayelerinde, çocugu olmadigi için hor görülen sonra da Bogaç Han adinda yigit bir ogula sahip olan kahramanin adi. DIZDAR: (FAR) Kale muhafizi. DOGA: (TR) Tabiat. DOGAN: (TR) Kartalgillerden, alistirilarak kus avinda kullanilan, yirtici bir kus. DOGANALP: (bkz. Dogan). DOGANAY: (TR) Ayin ilk günleri. DOGANBEY: (TR) Dogan gibi atik ve cesur bey. DOGANBIKE: (bkz. Dogan). DOGANER: (TR) Güçlü, kuvvetli, yigit. DOGANGÜN: (TR) Sabahin ilk isiklan. DOGANHAN: (bkz. Doganbey). DOGANTEN: (TR) Safak vakti. DOGAY: (TR) Ayin dogmasi. DOGU: (TR) Dogma bölgesi. Günesin dogdugu yön, sark. DOGUHAN: (TR) Dogu ülkesinin hükümdari, hakimi. DOGUKAN: (TR) (bkz.. Doguhan). DOLUNAY: (TR) Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir. DORUK: (TR) Tepe, agaç tepesindeki körpe filiz. DUHA: (AR) Kusluk vakti. DUMRUL: (TR) Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanin adi. DURALI: (bkz. Dursunali). DURAK: (TR) Yolu tasiyan araçlarin düzenli olarak durduklari yer. Durma, dinlenme. Cümle sonuna konulan nokta. DURAN: (TR) Hareketsiz halde bulunan, sabit. DURCAN: (TR) Canli kal, ömrün uzun olsun. DURDU: (TR) Uzun ömürlü olmasi, yasamasi istenen çocuklara verilen ad. DURHAL: (TR) Hal üzere kal, oldugun gibi kal DURKAYA: (TR) Çocuklari devamli ölen ailelerin yeni dogan çocuklarina verdikleri isim. DURMUS: (TR) (bkz. Dursun). DURNA: (TR) Bir cins kus. Turna. DURSUN: (TR) Çocuklari devamli ölen ailelerin yeni dogan çocuklarina verdikleri ad. DURSUNALI: (TR-AR) Kiz çocugu olmayan ailelerin en son dogan erkek çocuklarina verdikleri isim. DURUALP: (TR) Özü temiz yigit. DURUCAN: (TR) (bkz. Durualp). DURUKAN: (bkz. Durualp). DURUL: (TR) Berrak, saf duruma gel. Dibe çöken sey, tortu. DURUSAN: (TR) Temiz olarak taninmis kimse. DURUSOY: (bkz. Durusan). DÜDEN: (TR) Yer altinda akan sularin kireçli tabakalari eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. Bataklik, girdap. DÜNDAR: (FAR) Eski Fars hükümdari. Arkayi gözeten, koruyan asker. DÜRÜST: (FAR) Dogru, düzgün, saglam. Bütün, tam. DÜZEY: (TR) Seviye karsiligi olarak uydurulmus olmayan. DÜZGÜN: (TR) Girintisi, çikintisi, pürüzü olmayan. Düzeltilmis, tesviye edilmis. Iyi düzen verilmis. Intizamli, nizamli. Yolunda, rayinda.
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
E - BAYAN
EBER: (AR) Hayirli, serefli, faziletli. EBRU: (FAR) Kas. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgali, bulutlu. Kagit üzerine kendine has usulle yapilan, mermer, damarlari gibi dalgali sekilli süsleme. Ciltçilikte ve hat sanatinda kullanilir. EBYAR: (AR) Pek ak, pek beyaz. ECE: (TR) Bas reis. Kraliçe. Ana. Yasli kadin. ECEGÜL: (TR) (bkz. Ece). ECEHAN: (TR) (bkz. Ece). ECEM: (TR) Kraliçem, benim sultanim ECHER: (AR) Son derece güzel kadin. ECMEL: (AR) En güzel, en yakisikli. EDA: (AR) Naz, cilve. Kurum, caka. Alinan seyi geri ödeme. Bir vazifeyi yerine getirmek. EDAGÜL: (TR) (bkz. Eda). EDIBE: (AR) Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. Edebiyatla ugrasan kimse. EDVIYE: (AR) Devalar, ilaçlar, çareler. EFDAL: (AR) Çok faziletli, yüksek derecede. Tercihe sayan. EFHEM: (AR) Çabuk anlayan. Zihni açik olan. Daha ulu, çok büyük seref sahibi. EFIDE: (AR) Yürekler, kalpler, gönüller. EFIL: (TR) Rüzgar, dalgalanma. EFRAZ: (FAR) Kaldiran, yükselten. EFRUG: (FAR) Parilti, isik. Nur. EFRUZ: (FAR) Sule, parilti. Aydinlatan, parlatan. Tutusturan, yakan. Gösterisli güzel. EFSANE: (FAR) Asilsiz hikaye. Masal, bos söz, saçma sapan lakirdi. Dillere düsmüs, mashur olmus hadise. EFSER: (FAR) Taç. Subay. EFSUN: (FAR) Efsun, büyü, sihir, gözbagcilik, (bkz. Füsun). EFSAN: (FAR) Eklendigi kelimelere "saçan, dagitan" manasi verir. Gülefsan: Gül saçan. Nurefsan: Nur saçan gibi. EFTALYA: Bir dönemin ünlü gayrimüslim ses sanatçisi Denizkizi Eftalya'dan EFZA: (FAR) Artmak, çogalmak. EGE: (TR) Bir çocugu koruyan, islerine bakan ve her halinden sorumlu olan. Yasça büyük, ulu. Sahip. EGENUR: (TR) (bkz. Ege). EKIM: (TR) Topraga ürün ekme isi. Yilin onuncu ayi. EKIN: (TR) Ekilmis tahilin sürmüsü, tarlada bitmis tahil. Kültür. ELA: (AR) Sariya çalan kestane rengi, göz rengi. ELANUR: (AR) (bkz. Ela). ELÇIN: (TR) Deste / Demet / Bir kerede ele alinabilecek kadar az olan nesne ELFIDA: (AR) Feda etme, gözden çikarma, verme. ELHAN: (AR) Nagmeler, ezgiler. ELIF: (AR) Arap alfabesinin ilk harfi. Ebced hesabinda degeri birdir. Müzikte "la" notasini ifade için kullanilirdi. Ülfet eden, dost, tanidik. Alismis, aliskin, alisik. ELIFE: (AR) (bkz. Elif). ELMAS: (YUN) Bilinen kiymetli tas. Pek sevgili ve kiymetli. Billurlasmis saf ve seffaf karbon. Ucunda sivri bir elmas parçasi bulunan ve cam kesmekte kullanilan alet. ELVAN: (AR) (Levn'ler) Renkler, çok renkli, polikrom. Çesitli güzel kokulari tanimlamak için de kullanilir. ELVIDA: (AR) Allah'a ismarladik. Allah'a emanet olun yollu ayrilik hitabi, ( el-Veda). EMEL: (AR) Ümit. Siddetli arzu, hirs, tamah. Uzun zamanda gerçeklesebilecek arzu. Insan ömrünün yetmeyecegi hülyalar, kuruntular. EMINE: (AR) Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. (Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçelestirilmis seklidir. ) EMIRE: (AR) Bir kavmin, bir sehrin basi. Büyük bir hanedana mensup kimse. EMRIYE: (AR) Emirle ilgili. ENFES: (AR) Çok güzel, en güzel. ENHAR: (AR) Irmaklar, çaylar. Cennetlerin altlarindan akan irmaklar. ENISE: (AR) Dost arkadas. Yar, sevgili. ERÇIN: (FAR) Merdiven, basamak. ERDA: (AR) Beyaz karinca. ERDEMAY: (TR) Faziletli ay. ERDIBIKE: (TR) Olgunluga erismis, deneyimli kadin. ERENGÜL: (TR) Eren ve gül isimlerinden birlesik. ERGE: (TR) Simarik, nazli. ERIBE: (AR) Akilli, zeki kimse. ERIKE: (AR) Taht. ERMA: (AR) Çok güzel ve cilveli olan. ERVIN: (FAR) Tecrübe, sinama, deneme. Seref ve itibar. ESENGÜL: (TR) Canli, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül. ESER: (AR) Nisan, alamet, iz. Etki, tesir. Yok olmus bir nesneden kalma parça. Bir kisinin ortaya koydugu mahsul, telif. Hadis, hadis ilmi. Imal, icat. ESIN: (TR) Rüzgar, sabah rüzgari. Ilham, çagrisim. ESLEM: (AR) En selamatli, en emin, en dogru yol. Kendisini bütünüyle Allah'in dinine adamis. ESMA: (AR) Adlar. Kulaklar, isitme. ESMAHAN: (bkz. Esma). ESMAN: (AR) Bedeller, kiymetler, degerler. ESME: (TR) Esmek fiili. ESMER: (AR) Siyah, kara. ESMERAY: (AR-TR) Siyah ay, bugday renkli, karayagiz. ESRA: (AR) Daha hizli, daha çabuk, en çabuk. ESVED: (AR) Siyah, kara. EVIN: (TR) Tohum, tane, öz cevher. EVLA: (AR) Daha uygun, daha layik, daha iyi üstün. Hayirli amel. EVNUR: (TR) (bkz. Evdegül) EVRA: (FAR) Hisar. EVSEN; (TR) Hafif / Sen olan ev gibi de tanimlanabilir EYLÜL: (AR) So***har'in ilk ayi. EYSAN: (TR) Sanli güzel, güzelligi ile ünlü EZAMET: (AR) (bkz. Azamet). Büyüklük, ululuk. Çalim, kivrim. EZFER: (AR) Güzel kokulu. EZGI: (TR) Belli bir kurala göre yaratilan ve kulakta haz uyandiran nota dizimi. Makamla söylenen manzum söz. Beste. EZRA: (AR) Pek fasih, sözü düzgün adam. Beyaz kulakli siyah at. EZRAK: (AR) Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. E - ERKEK EBECEN: (TR) Akilli çocuk. EBED: (AR) Sonu olmayan gelecek. EBER: (AR) Hayirli, serefli, faziletli. EBHER: (AR) En parlak. EBRA: (AR) Ürkme, kaçma. Birden bire ölme. EBRAR: (AR) Hayir sahipleri. Iyiler, dindarlar, özü sözü dogru olanlar. EBRU: (FAR) Kas. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgali, bulutlu. Kagit üzerine kendine has usulle yapilan, mermer, damarlari gibi dalgali sekilli süsleme. EBU: (AR) Baba, ata. (bkz. Ebi, peder). EBUBEKIR: (AR) Deve yavrusunun babasi. EBUZER: (AR) Altin sahibi, servet ve zenginlik sahibi. EBYAR: (AR) Pek ak, pek beyaz. ECEMIS: (TR) Çok bilmis. ECER: (TR) Yeni, güzel, iyi. ECIR: (AR) Bir is ya da emek karsiligi verilen sey. Sevap. Aziz sevgili. ECMEL: (AR) En güzel, en yakisikli. ECVED / ECVET: (AR) En iyi olan. Eli açik cömert. EDEBALI: (TR) (Öl: 1325). Osman Gazi'nin kayinpederi ve hocasi. Osmanli imparatorlugunun kurulusunda önemli bir rolü oldu. EDGÜ: (TR) Iyi. EDGÜALP: (TR) Iyi yigit. EDGÜER: (TR) (bkz. Edgü). EDGÜKAN: (TR) (bkz. Edgü). EDHEM / ETHEM: (AR) Karayagiz at. EDIB / EDIP: (AR) Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. Edebiyatla ugrasan kimse. EDIM: (AR) Fiil, amel. EDIZ: (TR.) Yüksek, yüksek yer. Ulu, yüce, degerli. EFDAL: (AR) Çok faziletli, yüksek derecede. EFE: (TR) Agabey, büyük kardes. Yigit, cesur. Kabadayi. EFECAN / AFACAN Hareketli, ele avuca sigmaz, akilli EFEKAN: (TR) Efe soyundan gelen. EFGAN: (FAR) Figan, aglayip inleme, feryat. EFGEN: (FAR) Düsüren, yikan, yere atan. Alici, yakici, düsürücü. (bkz. Figen). EFIL: (TR) Rüzgar, dalgalanma. EFKAR: (AR) Düsünceler. Iç sikintisi, kaygi. EFKEN: (FAR) Düskün. EFLAK: (AR) Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. Bahtlar, talihler, kaderler. EFLAKI: (AR) Gökte oturan melek. EFLATUN: (YUN) Açik mor. Aristo'nun hocasi, Sokrat'in talebesi, ünlü Yunan filozofu. EFRAHIM: (IBR) Hz. Yusuf un ikinci oglu. Orta Filistin'de yerlesen Israil kabilesine adini verdigi söylenir. EFRAS: (AR) Atlar, beygirler, kisraklar. EFRASIYAP: (FAR) Turan Türkleri büyük kahraman kaganinin Farsça adi. Alp er Tonga asil adidir. Büyük Iskender'den evvel yasamistir. EFSER: (FAR) Taç. Subay. EFZA: (FAR) Artmak, çogalmak. EGE: (TR) Bir çocugu koruyan, islerine bakan ve her halinden sorumlu olan. Yasça büyük, ulu. Sahip. Türkiye'nin Batisinda bulunan denizin adi. EGEMEN: (TR) Buyruk ve hüküm sahibi, buyrugunu yürüten, bagimli olmayan. EGESEL: (TR) (bkz. Ege). EGILMEZ: (TR) Baskalarinin baskisini ve üstünlügünü kabul etmeyen, bas egmeyen. EGIN: (TR) Sirt, arka. EHAD: (AR) Bir, tek. Ilk sayi. EHIL: (AR) Sahip, malik. Becerikli, yetenekli. Kari-kocadan her biri. EHLIMEN: (AR) inançli inanan kimse. EJDER: Bir masal yaratigi EKABIR: (AR) Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar. EKBER: (AR) Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. EKE: (TR) Bilgili, deneyli, olgun. Kurnaz, açikgöz. Bilmis çocuk. Dahi. EKEMEN: (TR) (bkz. Eke). EKER: (TR) Toprakla ugrasan. EKIN: (TR) Ekilmis tahilin filiz vermis biçimi, tarlada bitmis tahil. Bugday. Kültür. EKINER: (TR) (bkz. Ekin). EKMEL: (AR) Daha, pek kamil, mükemmel ve kusursuz olan. En uygun, en eksiksiz. EKREM: (AR) . Daha, en kerim. Çok seref sahibi, pek cömert, çok eli açik. EKVAN: (AR) Varliklar, alemler, dünyalar. (bkz. Evren). ELBURZ: (FAR) Kafkaslarda en yüksek dag. Uzun boylu yakisikli kimse. ELÇI: (TR) Baska bir devlet nezdinde devletini temsil eden kisi. Sefir. Allah'in gönderdigi rasul ve nebiler. ELDEM: (TR) Sevimli, cana yakin ELDEMIR: (TR) Demir gibi güçlü el. ELFAZ: (AR) Sözler, sözcükler. ELHAN: (AR) Nagmeler, ezgiler. EMEÇ: (TR) Hedef. Yamaç. Henüz memeden kesilmemis buzagi. EMEK: (TR) Uzun, yorucu ve özenli çalisma. Bir isin yapilmasi için harcanan beden ve kafa gücü. EMIN: (AR) Korkusuz kimse. Emniyette olan. Inanan, güvenen. Inanilir, güvenilir. Süpheye düsmeyen, kati olarak bilen. Emanet olarak idare edilen dairelerin basi. EMIR: (AR) Bir kavmin, bir sehrin basi. Büyük bir hanedana mensup kimse. EMIRHAN: (AR-TR) "Emir" kelimesine "han" eki getirilerek iki isimden meydana gelmistir. EMRAH: (TR) Saz çalip, oynayan. Erzurum'da dogmus ünlü bir halk ozani. EMRAN: (AR) Kürkler, hayvan derileri. EMRE: (TR) Asik. Tiryaki. Vurgun. EMREDDIN /EMRETTIN: (AR) Dinin emrettigi. EMRI: (AR) Emirle ilgili. EMRULLAH: (AR) Allah'in emri. EMSAL: (AR) Kissalar, hikayeler, destanlar. Numuneler, örnekler. Es benzer. Yatis denk. ENAM: (AR) Bütün mahlukat, yaratilmis her sey. Halk, insanlar. ENBIYA: (AR) Peygamberler. ENDER: (AR) Çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir. ENER: (TR) En yigit, en kahraman kisi. ENERGIN: (TR) En olgun, çok olgun. ENES: (AR) Insan. ENFA: (AR) Çok yararli, daha çok faydali, (bkz. Nafi). ENFAL: (AR) Ganimet. ENGIN: (TR) Ucu, bucagi görünmeyecek kadar çok genis. Denizin kiyidan çok uzaklarda bulunan genis bölümü, açik deniz. Deger ve fiyati düsük olan. Yüksekte olmayan, alçak yer. ENGINALP: (TR) Degerli yigit. ENGIAY: (TR) (bkz. Engin). ENGINER: (TR) Iyi, güzel, degerli insan. ENGINIZ: (TR) Iz birakacak kadar degerli insan. ENGINSOY: (TR) Genis soydan gelen. ENGINSU: (TR) Açik deniz. ENGINTALAY: (TR) Büyük deniz, okyanus. ENGÜR: (TR) Çok gür. Bereketli. ENHAR: (AR) Irmaklar, çaylar. Cennetlerin altlarindan akan irmaklar. ENIS: (AR) Dost arkadas. Yar, sevgili. ENSAR: (AR) Yardimcilar, muavinler, müdafiler, koruyucular. Mekkeli muhacirlere yardim eden, Medineli müslümanlara verilen ad. ENVAR: (AR) Ziyalar, aydinliklar, isiklar, parlakliklar. ENVER: (AR) Daha nurlu, en nurlu, çok parlak. ERACAR: (TR) Becerikli erkek. ERAKALIN: (TR) Alni ak, dürüst erkek. ERAKINCI: (TR) Yigit akinci. ERAKSAN: (TR) Temiz adli yigit. ERALKAN: (TR) Al kanli yigit. ERALP: (TR) Yigit erkek. ERALTAY: (TR) (bkz. Eralp). ERANDAÇ: (TR) (bkz. Eraltay). ERANIL: (TR) Yigitliginle anil, tanin. ERASLAN: (TR) Aslan gibi, güçlü kuvvetli erkek. ERAY: (TR) Erken ay, ilk ay, ayin ilk günlerinde dogan. ERBASAT: (TR) (bkz. Eralp). ERBATUR: (TR) Cesur, yigit. ERBAY: (TR) Soylu, ünlü aileye mensup erkek. ERBELGIN: (TR) Açik yürekli erkek. ERBEN: (TR) (bkz. Eralp). ERBERK: (TR) Simsek gibi yigit. ERBOGA: (TR) Boga gibi güçlü erkek. ERBOY: (TR) Yigit soydan gelen. ERCAN: (TR) Canli, diri, sihhatli erkek. ERCIHAN: (TR-FAR) Cihanin tanidigi erkek. ERCIVAN: (TR-FAR) Genç erkek. ERCÜMENT: (FAR) Muhterem, serefli, itibarli, haysiyetli, seçkin, saygin, degerli. ERCÜVAN: (FAR-AR) Erguvan çiçegi. Kizil sey. Kirmizi kadife.
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
E - ERKEK (DEVAM)
ERÇELIK: (TR) Çelik gibi güçlü erkek. ERÇETIN: (TR) Sert, güçlü erkek. ERÇEVIK: (TR) Çevik, hizli erkek. ERÇIN: (FAR) Merdiven, basamak. ERDAL: (TR) Tek erkek, dal gibi uzun erkek. ERDEM: (TR) Fazilet. Maharet, hüner. Liyakat. Usta gemici. Insanin ruhsal yetkinligi. ERDEMALP: (TR) Erdemli yigit. ERDEMER: (TR) Erdemli kimse. ERDEMIR: (TR) Demir gibi güçlü erkek. ERDEMLI: (TR) Erdemli, faziletli. ERDENIZ: (TR) (bkz. Deniz). ERDESIR: (TR) Cesur, kahraman, aslan yürekli. ERDI: (TR) Amacina ulasan, erisen. Olgunlasmis erkek. 3 Ermis veli. ERDIM: (TR) (bkz. Erdem). ERDIN: (TR) (bkz. Erdi). ERDINÇ: (TR) Duru, güçlü kuvvetli erkek. ERDOGAN: (TR) Yigit dogan. ERDÖNMEZ: (TR) Sözünden dönmeyen, dogru sözlü. ERDURAN: (TR) (bkz. Erdönmez). ERDURMUS: (TR) (bkz. Erduran). ERDURSUN: (TR) (bkz. Erdurmus). EREK: (TR) Gerçeklestirilmek için tasarlanan ve erismek istenilen sey, amaç, gaye, hedef. EREKEN: (TR) (bkz. Erek). EREL: (TR) Erkek eli, güçlü el. EREMTR) Ulasmak, kavusmak için çaba gösteren EREN: (TR) Yetisen, ulasan, vasil olan. Iyi yetismis kisi. Cesur, yigit adam. Ermis. Koca, zevc. Kisi, sahis. ERENALP: (TR) (bkz. Eren). ERENAY: (TR) (bkz Eren). ERENCAN: (TR) (bkz. Eren). ERENDIZ: (TR) Gezegenlerin en büyügü ve günese yakinlik bakimindan besincisi Jüpiter. ERENGÜÇ: (TR) (bkz. Eren). ERENÖZ: (TR) (bkz. Eren). ERENSOY: (TR) (bkz. Eren). ERENSU: (TR) (bkz. Eren). ERENTÜRK: (TR) Eren-türk. ERER: (TR) Ulasir, kavusur. ERETNA: (TR) XIV. yy. Orta Anadolu'da Sivas ve Kayseri'de beylik kuran bir zat. Uygur Türkleri'nden olup Küçük Asya'da Anadolu Selçuklularina ait yerleri idarelerine almis olan Ilhanlilarin emirlerindendir. EREZ: (AR) Acibadem agaci. ERGALIP: (TR-AR) Üstün, yenen kimse. ERGAZI: (TR-AR) (bkz. Ergalip). ERGENÇ: (TR) Genç erkek. ERGENER: (TR) (bkz. Ergenç). ERGI: (TR) Iyi, güzel bir seye erisme. ERGIN: (TR) Olmus, yetismis, kemale ermis. Haklarini kendi kullanmak için yasanin gösterdigi yasa gelmis olan kimse ( bkz. Resid). ERGINAY: (TR) (bkz. Ergin). ERGINCAN: (TR) Olgun ruhlu kimse. ERGINER: (TR) Olgun erkek. ERGINSOY: (TR) Olgun kisilerin soyundan gelen. ERGINTUG: (TR) (bkz. Ergin). ERGINALP: (TR) (bkz. Ergin). ERGÖK: (TR) (bkz. Ergin). ERGÖKMEN: (TR) Mavi gözlü, sansin kimse. ERGÖNÜL: (TR) Gönül eri, iyi insan. ERGUN: (FAR) Sert basli, oynak ve hizli giden at. ERGUNALP: (FAR-TR) Hizli, çevik, yigit. ERGUNER: (FAR-TR) Hizli, çevik erkek. ERGUVAN: (FAR) Kirmizi renkli bir çiçek. ERGÜÇ: (TR) Erkek gücü. ERGÜDEN: (TR) Yigitlik eden erkek. Yönetme kabiliyeti olan, lider. ERGÜDER: (TR) (bkz. Ergüden). ERGÜL: (TR) Nadide gül, tek gül. ERGÜLEÇ: (TR) Güleryüzlü erkek. ERGÜMEN: (TR) Amacina, istegine kavusan. ERGÜN: (TR) Yumusak uysal kimse. Sulu kar, sulu saf kar. ERGÜNAY: (TR) (bkz. Ergün). ERGÜNER: (TR) Yumusak huylu, uysal erkek. ERGÜVEN: (TR) Kendine güvenen. ERGÜVENÇ: (TR) Güven duyulan kimse. ERHAN: (TR) Iyi, adaletli hükümdar. ERHUN: (TR) Hunlu yigit. ERIB: (AR) Akilli, zeki kimse. ERIKER: (TR) Becerikli, yürekli adam. ERIM: (TR) Bir seyin erebilecegi uzaklik. Vakif olmak, yetmek. ERIMEL: (TR) (bkz. Erim). ERIMSAH: (TR) (bkz. Erim). ERINÇ: (TR) Rahat, huzur. ERINÇER: (TR) Huzur veren kimse. ERIPEK: (TR) Yumusak, uysal erkek. ERIS: (FAR) Zeki, uyanik, azili. ERKAL: (TR) Erkek kal, adam olarak kal. ERKAN: (AR) Bir toplulugun ileri gelenleri, büyükler, üstler. General ya da amiral asamasindaki askerler. Yol, yöntem, adet, usûl. Temel esaslar. Rükünler, direkler. ERKAM: (AR) Rakamlar, sayilar, yazilar. ERKE: (TR) Is basarma gücü. Nazli serbest büyütülmüs çocuk. ERKEL: (TR) Güçlü, kudretli el. ERKILIÇ: (TR) Kiliç gibi keskin güçlü yigit. ERKINAY: (TR) Çalisan erkek. ERKIN: (TR) Serbest, hür. ERKINER: (TR) Bagimsiz, özgür insan. ERKMAN: (TR) Güçlü, etkili, sözü geçen kimse. ERKOÇ: (TR) Güçlü, iriyan erkek. ERKOÇAK: (TR) Cömert, eli açik. Yigit, kahraman. Becerikli. ERKSAN: (TR) Güçlü, etkili san, taninmis ad. ERKSOY: (TR) Güçlü soydan gelen. ERKSUN: (TR) Gücünü, kudretini göster. ERKUL: (TR) Erkek kul, güçlü kuvvetli adam, kul. ERKUT: (TR) Güçlü, dayanikli erkek. Mübarek insan, kutlu insan. ERKUTAY: (TR) Ugurlu ayda dogan erkek. ERMAN: (FAR) Arzu, istek. Yerinme, pisman olma. ERMIN: (FAR) Keykubat'm dördüncü oglu. ERMIS: (TR) Allah'a yönelmis ve bu yolda merhale katetmis kimse. Veli, aziz. ERMIYE: (AR) Dolu yagdiran kasirga. ERNOYAN: (TR) Yigit baskomutan. EROGUZ: (TR) Yigit kimse. EROKAY: (TR) Seçkin, begenilen erkek. EROL: (TR) Erkek ol. "Er" ve "ol" kelimelerinden birlesik isim. ERONAT: (TR) Dürüst, güvenilir, iyi erkek. EROZAN: (TR) Erkek ozan, sair. ERÖZ: (TR) Özü erkek, yigit olan. ERSAL: (TR) Yigitliginle tanin. ERSALMIS: (TR) (bkz. Ersal). ERSAN: (TR) Adiyla, saniyla ünlenmis erkek. Güzel, güçlü san birakmak. ERSAVAS: (TR) (bkz. Ersal). ERSAYIN: (TR) Saygi deger kimse. ERSEÇ: (TR) Seçkin ol. ERSEN: (FAR) Meclis, kurultay, kongre. ERSERIM: (TR) (bkz. Serim). ERSEVEN: (TR) Seven erkek. ERSEVER: (TR) (bkz. Erseven). ERSEVIM: (TR) Sevimli, sempatik erkek. ERSEZEN: (TR) (bkz. Ersezer). ERSEZER: (TR) Kavrayisi güçlü erkek. ERSÖZ: (TR) Yigit sözlü. ERSU: (TR) (bkz. Ersöz). ERSUNAL: (TR) (bkz. Ersu). ERSAD: (TR-FAR) Sevinçli, mutlu erkek. ERSAHAN: (TR) Sahin gibi güçlü yigit. ERSAHIN: (TR) Erkek sahin, kus. ERSAN: (TR) Yigitligiyle taninmis, ünlenmis erkek. ERSED: (AR) Resid, ergin olan, dogru yola daha yakin, hareket hatti daha iyi olan. ERSEN: (TR) Mutlu, neseli erkek. ERTAN: (AR) Erken gün dogma zamani.. ERTAS: (TR) Tas gibi erkek. Er ve tas kelimelerinden birlesik isim. ERTAY: (TR) Uzun boylu, yakisikli erkek. ERTE: (TR) Gelecek safak, safak sökme zamani. Yarin. Herhangi bir iste ilk basari. ERTEK: (TR) Tek, essiz yigit. ERTEKIN: (TR) Soylu erkek. Er ve tekin kelimelerinden birlesik isim. ERTEN: (TR) Sabah günesin dogdugu zaman. Gün. ERTINGÜ: (TR) Olaganüstü görülmemis. ERTOK: (TR) Gözü, gönlü tok yigit. ERTÖRE: (TR) Töreleri olan yigit. ERTUG: (TR) Sorguç tutan erkek. ERTUGRUL: (TR) Dürüst, dogru, yigit. ERTUNA: (TR) (bkz.Tuna). ERTUNÇ: (TR) Tunç renkli erkek. Tunç madeni gibi güçlü kuvvetli erkek. ERTUNGA: (TR) Yigit hakan. Uygur yazitlarinda geçen Türk adi. ERTÜZE: (TR) (bkz. Tüze). ERÜSTÜN: (TR) Üstün erkek. ERVA: (AR) Çok güzel genç. Son derece cesur ve yigit adam. ERYALÇIN: (TR) Sert, güçlü, boyun egmez yigit. ERYAMAN: (TR) Güçlü, becerikli. ERYAVUZ: (TR) Yürekli, korkusuz. ERYETIS: (TR) Erken gel. ERYILDIZ: (TR) Yildiz gibi parlak yigit. ERYILMAZ: (TR) (bkz. Yilmaz). ERZADE: (TR-FAR) Yigit oglu. ERZAN: (FAR) Ucuz, bol. Uygun, münasip, layik. ESAD / ESAT: (AR) Oldukça mutlu, daha saadetli. Çok hayirli. ESED: (AR) Arslan. Gazanfer. Haydar. Cesur ve kahraman kisi anlamindadir. ESEN: (TR) Sag, salim, saglikli. ESENBOGA: (TR) (bkz. Esen). ESENDAG: (TR) Dag gibi güven verici ve saglam yapti. ESENER: (TR) Saglikli, rahat kimse. ESENTÜRK: (TR) Güçlü, kuvvetli, saglikli Türk. ESER: (Ar.) Nisan, alamet, iz. Etki, tesir. Yok olmus bir nesneden kalma parça. Bir kisinin ortaya koydugu ürün. ESLEK: (TR) Çaliskan, gayretli. Yumusak basli, uysal. Atik, çevik. ESLEM: (AR) En güvenli, en emin, en dogru yol. ESAY: (TR) Ay kadar güzel. ESCA: (AR) En cesur, en yigit kisi. ESFAK: (AR) Daha sefkatli, çok merhametli. ESIR: (AR) Çok sevinçli. ESRAF: (AR) Serefli, saygin kimseler. Bir yerin zenginleri, sözü geçenler. ESREF: (AR) Serefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem. ETEM: (AR) Daha tam daha noksansiz, mükemmel. ETHEM: (AR) Karayagiz at. EVCAN: (TR) Evdeki insan evcimen. EVCIMEN: (TR) Evine, ailesine bagli. Ev islerinde becerikli. EVFA: (AR) Daha vefali, cana yakin, sözünde duran. EVIRGEN: (TR) Isini bilen, tedbirli kimse. EVLIYA: (AR) Veliler. Allah'in dostlari. EVREN: (TR) Büyük yilan, ejderha. Felek, zaman. Kainat, dünya. EVSAN: (AR) Pullar, harçlar EVVAH: (AR) Çok ah eden. Çok dua eden. Merhametli. EVVEL: (AR) Ilk baslangiç, ilkin. EYGÜL: (TR) Iyi. EYMEN: (AR) Daha ugurlu, çok talihli, hayirli, kutlu. Sag taraftaki. EYÜB / EYÜP: (AR) Sabirli. Dönen, pisman olan, günahlarina tövbe eden. EZEL: (AR) Baslangici olmayan EZELHAN: (AR-TR) (bkz. Ezel). EZGÜ: (TR) Makam, hava. EZHAN: (AR) Insanda akil, fikir, zeka, hafiza anlayis, kavrayis, kudretleri. EZHERAN: (AR) Ay ve günes. EZNEV: (FAR) Yeni bastan, yeniden. EZRAK: (AR) Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. F - BAYAN FADILE: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. Erdemli, üstün. FADIME: (TR) (bkz. Fatma). FAHAMET: (AR) Fahimlik, ululuk. Itibar, kiymet, deger. FAHIME: (AR) Akilli, anlayisli, kavrayisli. Ulu, büyük, sayan. FAHIRE: (AR) Övünülecek, iftihar edilecek. Serefli, kiymetli. Parlak, mükemmel. FAHRIYE: (AR) Bir karsilik beklemeden yalnizca seref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen is. (Is, sifat, unvan). Fahri üye; maassiz, ücretsiz veya kurum için gurur kaynagi olan kisi. FAHRUNNISA: (AR) Çok övünen, sanli, serefli, onurlu kadin. FAIKA: (AR) Üstün, seçkin, yüksek, ileri. Mümtaz, manevi olarak üstün olan. FAIZA: (AR) Fevz bulan, muradina ulasan, basari kazanan. FATINE: (AR) Zeki, anlayisli. Zihni açik, kavrayisli. Uyanik. FATIMA / FATMA: (AR) Sütten kesilmis. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kilinmis. FATMAGÜL: (AR) (bkz. Fatma). FATMANUR: (AR) (bkz. Fatma). FAYIHA: (AR) Çiçek veya meyve kokusu. Güzel kokulu nesne. FAZILA: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. FAZILET: (AR) Insanda iyilik etmeye ve fenaliktan çekinmeye olan devamli ve degismez yetenek, güzel vasif. Kisiyi, ahlakli ve iyi hareket etmeye yönelten manevi kuvvet. Insanin yaratilisindaki iyilik, iyi huy, erdem. FECRIYE: (AR) Sabaha karsi günes dogmadan önce ufkun gündogusu tarafindan görülen aydinligi, tanyerinin agarmasi. FEHAMET: (AR) (bkz. Fahamet). FEHIME: (AR) Zeki, anlayisli, pek çok anlayan. FEHMIYE: (AR) Zeki, anlayisli, pek çok anlayan. FERAH: (Ar) Gönül açikligi. Sevinç, scvinme. FERAHENGIZ: (FAR) Ünlü bir çesit lale. FERAHET: (FAR) San ve seref. FERAHFEZA: (AR-FAR) Ferah artiran. Türk müziginin birlesik makamlarindan. Meshur bir lale türü. FERAHNA: (FAR) Bolluk, genislik. Genis yer. FERAHNAK: (AR-FAR) Sevinçli. Türk müziginin birlesik makamlarindan. FERAHNAZ: (FAR) Nazli kiz. FERAHSAN: (AR-FAR) Sevinç veren. Ferah saçan. FERASET: (AR) Anlayislilik, çabuk sezis. FERAY: (FAR) Aydinlik, parlak ay, canlilik, süs, zinet. FERDA: (FAR) Yarin. Gelecek zaman, ati. Ahiret, öbür dünya. FERDANE: (AR) Tekli, yalniz. FERDIYYE: (AR) Fertle ilgili, ferde has, tek basina yapilan. FERHUNDE: (FAR) Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, ugurlu FERIDE: (AR) Tek, essiz, esi olmayan, kiyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün. Kendi iradesiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse. FERMA: (FAR) Emreden, buyuran. Amir. FERZAN: (FAR) Ilim ve hikmet. FERZANE: (FAR) Alim, bilgin, seçkin. Benzerlerinden, akranlarindan ileride. Hakim, düsünür. FESAHAT: (AR) Açiklik, duruluk. FETANET: (AR) Zihin açikligi, zihnin yaratilistan bir seyi çabuk ve iyi kavramasi. FETHIYYE: (AR) Fethe mensup. Fetih hakkinda yazilan kaside. FEVZIYE: (AR) Kurtulusla ilgili. Zafere ait. Galip gelen, üstün olan. FEYZA: (AR) Suyun tasip akmasi. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalik, gürlük, ilerleme, çogalma. Ilim, irfan. Feyz ile dolu olan. FEZA: (AR) Ucu bucagi bulunmayan bosluk. Dünyanin sonsuz olan genisligi, sema. FEZZAN: (AR) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke. FIDE: (YUN) Bahçivanlikta, yastiklarda tohumdan yetistirilip baska yerlere dikilmek için hazirlanan sebze veya körpe çiçek. FIGEN: (FAR) Atici, yikici, düsürücü. Çiçek demeti / Gölge yapan, gölge düsüren FIKRIYE: (AR) Fikre ait, fikirle ilgili, düsünerek meydana getirilen sey. FILIZ: (AR) Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çikan yeni uçlar. Ocaktan çikarilmis, eritilmemis ham maden, cevher, gümüs, filiz. Betonarmede demirleri eklemek için birakilan uzantilar. Ince taze ve güzel vücutlu. FIRDEVS: (AR) Cennet . Bostan, bahçe. FIRUZE: (AR) Açik yesil, dag yesili ile gök mavisi arasinda ve bal mumu parlakliginda kiymetli tas. FITNAT: (AR) Zihin açikligi, zeyreklik. Zihnin herseyi çabuk anlayisi. FULYA: (ITA) Nergisgillerden, san renkte çiçegi keskin ve güzel kokulu bir bitki, sari sogançiçegi. FUNDA: (TR) Kircik yerlerde yetisen ve birçok çesidi olan çali. FÜREYYA: (FAR) Parlak, isiltili günler FÜRUZAN: (FAR) Parlayici, parlayan, parlak. FÜSUN: (AR) Büyü sihir. Sasirtici güzellige sahip, hayret verici derecede güzel. F - ERKEK FADALE: (AR) Faziletli. FADIL: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. FADL: (AR) Iyilik. Fazilet. Erdemlilik. FAHIM: (AR) Akilli, anlayisli, kavrayisli. Ulu, büyük, sayan. FAHIR: (AR) Övünülecek, iftihar edilecek. Serefli, kiymetli. Parlak, güzel, mükemmel. FAHREDDIN / FAHRETTIN: (AR) Dinin övdügü, diniyle övünen. Dinin seçkini. FAHRI: (AR) Bir karsilik beklemeden yalnizca seref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen is. (Is, sifat, unvan). Fahri üye; maassiz, ücretsiz veya kurum için gurur kaynagi olan kisi. FAIK: (AR) Üstün, seçkin, yüksek, ileri. Mümtaz, manevi olarak üstün olan. FAKI: (TR) Fakih'ten bozma kelime. Anadolu'da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere eskiden verilen unvan. FAKIH: (AR) Bir sey bilen yahut anlayan kimse. Fikih ilminde üstad. Islam hukuk bilgini. FALIH: (AR) Felaha eren, basari kazanan, muradina eren. Topragi süren, eken. FARIS: (AR) Atli (süvari). Binici, ata binmekte maharetli. Ferasetli, anlayisli. FARUK: (AR) Hakliyi haksizi ayirmakta güçlü olan. Dogruyu yanlistan ayiran. FATIH: (AR) Fetheden, açan. Bir ülkeyi, sehri veya kaleyi zapteden kimse. FATIN: (AR) Zeki, anlayisli. Zihni açik, kavrayisli. Uyanik. FAYIH: (AR) Kendiliginden dagilan güzel koku. FAYSAL: (AR) Keskin hüküm, karar. Halletme, neticelendirme. Keskin kiliç. Hakim. FAZIL: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. Erdemli, faik, üstün. FAZLI: (AR) Deger, üstünlük, iyilik, fazilet, lütuf. Fazla, ziyade, artik, baki. Iki sayinin birbirinden olan farklari. Ilim ve irfan sahibi. FAZLULLAH: (AR) Allah'in fazli, erdemi, lütfü. FECRI: (AR) Sabaha karsi günes dogmadan önce ufkun gündogusu tarafindan görülen aydinligi, tanyerinin agarmasi. FEDAI: (Ar.) Canini esirgemeyen, önemli bir amaç ugrunda canini vermeye hazir bulunan. FEDAKÂR: (FAR) Kendini veya sahsi menfaatlerini esirgemeyen. FEHIM: (AR) Zeki, anlayisli, pek çok anlayan. FEHMI: (AR) Fehme mensup, fehim ile ilgili (bkz. Fehim). FELAH: (AR) Kurtulus, selamet, mutluluk, bahtiyarlik. FELAK: (AR) Gün agarmasi. FELIN: (AR) Mantar. FENER: (YUN) Içinde isik kaynagi bulunan seffaf mahfaza. FERAG: (FAR) Serin rüzgar. FERAHET: (FAR) San ve seref. FERAMUS: (Fars.) Unutma, hatirdan çikma. FERDI: (AR) Fertle ilgili, ferde has, tek basina yapilan. FEREC: (AR) Gam, tasa ve sikintidan kurtulma. Zafer. FERHAD: (FAR) Anadolu Anonimi'nde Ferhad ve Sirin adiyla meshur olan eski bir hikayenin erkek kahramani olup Sirin'in asikidir. FERHAN: (AR) Sevinçli, mesut. Sen, memnun. FERHAT: (AR) Sevinç, nese. (bkz. Ferhad). FERID / FERIT: (AR) Tek, essiz, esi olmayan, kiyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün. FERIDUN: (FAR) Sekizinci gök. FERIT: (FAR) Avci kus. Donmus, katilasmis sey. FERMA: (FAR) Emreden, buyuran. Amir. FERMAN: (FAR) Emir, buyruk. Padisah tarafindan verilen yazili emir, berat, buyrultu. FERRUH: (FAR) Ugurlu, kutlu. Mübarek. Aydinlik insan. FERRUHI: (FAR) Ferruha ait. Ugurluluk, meymenet. Iranli ünlü sair. FETHI: (AR) Fethe mensup. Fetih hakkinda yazilan kaside. FETHULLAH: (AR) Dinin açilmasi. Yasamaya baslamak. FETIH: (AR) Açma, açis, açilma. Bir ülkeyi, sehri veya kaleyi ele geçirme. Zafer. FETTAH: (AR) Açan, açici, zafer kazanmis, üstün gelmis. FEVZI: (AR) Kurtulusla ilgili. Zafere ait. Galip gelen, üstün olan. FEYHA: (AR) Büyük, genis, engin. FEYYAZ: (AR) Çok faydali, çok verimli. Feyiz, bereket ve bolluk veren. FEYZI: (AR) Ilim, irfan. Akma, suyun akip tasmasi. Bolluk çokluk, verimlilik. FEYZULLAH: (AR) Allah'in feyzi, bollugu, bereketi. FEZA: (AR) Ucu bucagi bulunmayan bosluk. Dünyanin sonsuz olan genisligi, sema. FEZZAN: (AR) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke. FIRAT: (AR) Tatli su. Türkiye'nin en uzun nehri. FIKRET: (AR) Fikir, düsünce. Idrak. Zihin, akil. Murat, maksat, niyet. FIKRI: (AR) Fikre ait, fikirle ilgili, düsünerek meydana getirilen sey. FIRAS: (AR) Yigit, mert. Binici, at yetistirici. FIRAZENDE: (FAR) Yükselten. FUAD: (AR) Kalb, yürük, gönül. FURKAN: (AR) Hakki, batildan, dogruyu yanlistan ayirma, tefrik. FUZULI: (AR) Bosuna, yersiz, lüzumsuz, haksiz. Bosbogaz lüzumsuz islerle ugrasan. Yetkisi olmadigi halde baskasi namina tasarrufta bulunan.
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
G - BAYAN
GALIBE: (AR) Muzaffer, yenen. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. Üstün baskin. GAMZE: (AR) Süzgün bakis. Çene veya yanak çukurlugu. GANIYE: (AR) Zengin kadin. Zengin kiz. Çok hos. Sarkici. GANIME: (AR) Ganimet alan. GANIMET: (AR) Savas sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. GARIBE: (AR) Yabanci, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. GAYE: (AR) Maksat, meram. Netice, son, hedef. GAZALE: (AR) Disi geyik. GAZIRE: (AR) Yumusak, mülayim. Tatli, nazik, uysal. GELINCIK: (TR) Yazin kirlarda yetisen kirmizi ve büyük çiçekli bitki. Sansargillerden ince yapili, sivri çeneli, küçük bir hayvan. Mezgitgillerden, yilan baligina benzer eti sevilen bir balik. GEYSU: (FAR) Uzun saç, saç örgüsü, zülüf. GIZEM: (TR) Sir. GONCA: (FAR) Henüz açilmamis gül, tomurcuk. GÖGEM: (TR) Halk dilinde yesile çalan mor. GÖKBEN: (TR) Gökle ilgili, uzay sema. GÖKÇAY: (TR), (bkz. Gökçe) Kuzey Kafkasya da az tatli su gölü. GÖKÇE: (TR) Gökle ilgili göge ait semavi. Mavi, mavimsi. Güzel hos. Gösterisli. GÖKÇEN: (TR) (bkz. Gökçe). GÖKKUSAGI: (TR) Düsmekte olan yagmur damlaciklarinda günes isinlarinin kirilip yansimasiyla gökyüzünde olusan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alki. GÖKMEN: (TR) Mavi gözlü ve sarisin kimse. GÖKNIL: (TR) Gökyüzüne ait olan, Gök + Nil olarak da düsünülebilir GÖKSEL: (TR) Semavi, gökçül karsiligi olarak kullanilan sözcük. GÖKSEVIM: (TR) Sevimli gök. GÖKSU: (TR) Türklerin birçok akarsuya verdikleri isim. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarindan. GÖKSEN: (TR) Gökle ilgili, aydinlik isikli gök. GÖKSIN: (TR) Gök gibi mavi gözlü / Sonsuz mavi derinlik. GÖNENÇ: (TR) Refah hali, mutluluk. GÖNÜL: (TR) Insanin manevi varliginin ifadesi, inanci ve hislerinin kaynagi. Istek, arzu, heves, niyet. Duygu, his, ask. GÖRGÜ: (TR) Bir topluluga ait uyulmasi gereken nezaket kaideleri muaseret adabi. Deneme, tecrübe. Görmüs olma durumu, görgü sahidi. GÖRKEM: (TR) Ihtisam, gösteris . Gösterisli, heybetli. GÖRSEL: (TR) Görmekle ilgili. GÖZDE: (TR) Göze girmis olan sevilen begenilen, benimsenen. Begenilen kadin. GÖZEN: (TR) Bir tür alageyik. GÖZLEM: (TR) Izlenim, gözlemek. GÜFTE: (FAR) Söylenis, söylenmis. Bir söz eserinin bestelenmis bulunan manzum sözleri. GÜHER: (FAR) Gevher, cevher, (bkz. Gevher). GÜHERPARE: (FAR) Cevher parçasi. GÜL: (FAR) . Çiçek. Bilinen çiçek, gül çiçegi, gülagaci. Basina ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanilan bir isimdir. (Nazligül,Aysegül, Gülay,Gülcan vb). GÜLAFET: (FAR) Nefes kesen güzellikle. Gül ve âfet kelimesinden olusmus birlesik isim. GÜLBAHAR: (FAR) Bahar gülü. Ebru sanatinda kullanilan koyu kirmizi renkte toprak. GÜLBANU: (FAR) Gülhanim. Gül gibi güzel kadin. Gül hatun. GÜLBEDEN: (FAR) Zarif, ince vücuda sahip. GÜLBERK: (FAR) Gül yapragi. GÜLBESEKER: (FAR) Bir çesit gül tatlisi. GÜLBEYAZ: (FAR-TR) Beyaz gül. GÜLBIN: (FAR) Gül kökü, gül biten yer. GÜLBIZ: (FAR) Gül serpen, gül serpilmis. GÜLCIHAN: (TR) Dünyaya bedel gül. GÜLÇE: (FAR) Gülcük, küçük gül. GÜLÇIN: (FAR) Gül toplayan, gül devsiren. GÜLDEHAN FAR) Gül agizli, agzi gül gibi olan. GÜLDEREN: (FAR-TR) Gül toplayan, gül derleyen. GÜLDESTE: (FAR) Güldemeti, çiçek destesi. Türk müziginde bilesik bir makam. GÜLENAY: (TR) Devamli gülen, ayyüzlü kisi. GÜLENDAM: (FAR) Gül endamli, gül boylu, nazik, güzel endam. GÜLENNUR: (TR) Gülmesiyle etrafi aydinlatan, isik saçan kimse. GÜLER: (TR) Gülen, sevinçli, handan. GÜLFAM: (FAR) Gül renkli. Gül gibi kizil olan. GÜLGONCA: (FAR) Açilmamis gül. GÜLGÜN: (FAR) Gül renkli, gül renginde, pembe. GÜLHAN: (FAR) Gül evi, ateshane. GÜLHANIM: (TR) Iyi huylu, nazik hanim. Gül yüzlü hanim. GÜLHAYAT: (TR) Mutlu, huzurlu bir hayat. Gül gibi güzel hayat. GÜLIBAR: (TR) - Gül firtinasi. -Erkek ve kadin adi olarak kullanilir. GÜLIN: (TR) Güle ait olan, gülden gelen. GÜLISTAN: (FAR) Gül bahçesi, güllük. Azerbaycan'da Karabag bölgesinde bir mevki. GÜLIZAR: (FAR) Gül yanakli. Al yanakli. Türk musikisinde bilesik bir makam. GÜLKIZ: (TR) Güle benzeyen kiz. GÜLLÜ: (TR) Gülü olan. Gül desenli (kumas). GÜLNAR: (FAR) Hisar, kule. GÜLNAME: (FAR) Sevgiliye yazilan mektup, kaside. GÜLNAR: (FAR) Nar çiçegi. GÜLNAZ: (FAR) Gül yüzlü kadin. Gül gibi, nazli narin. GÜLNIHAL: (FAR) Gül fidani. Gül agaci. GÜLNUR: (TR-AR) Etrafina isik saçan, aydinlatan gül. GÜLNÜS: (FAR) Güliçen. Gülle özdeslesmis, gül gibi. GÜLPERI: (FAR) Gizli gül. Gül gibi peri gibi güzel. GÜLRANA: (FAR) Güzel gül, disi sari içi kirmizi renkte olan bir çesit gül. GÜLRIZ: (FAR) Gül saçan, gül serpen. Meshur bir çesit lale. GÜLRUHSAR: (FAR) Gül yanakli. GÜLSEREN: (TR) Gül toplayan, gül dagitan. GÜLSEVIM: (TR) Sevimli, güzel, hos görünüslü gül. GÜLSU: (TR) Gül renkli su, taze su. GÜLSUNA: (TR) Gül gibi çekici kadin. Güzel sevgili. GÜLSÜM: (TR) Yuvarlak dolgun, güzel yüzlü. GÜLSAH: (FA) Güllerin sahi. GÜLSEN: (FAR) Gülbahçesi, gülistan, gülizar, GÜLTANE / GÜLDANE: (TR) Yeni açmis gül, gonca. GÜLTEN: (FAR) Gül tenli, gül vücutlu. GÜLZAR: (FAR) Gülbahçesi, gül tarlasi. GÜNAY: (TR) Gündüz, gün aydinliginda ay. GÜNES: (TR) Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafinda döndügü, isik ve isi yayan büyük gök cismi, sems. GÜNEY: (TR) Dört ana yönden biri. GÜNSEL: (TR) Hizli akan sel. Isik seli. GÜRAY: (TR) Dolunay. GÜZIDE: (FAR) Seçkin, seçilmis, begenilmis. GÜZIN: (FAR) Seçen, seçilmis, seçkin, begenilmis. G - ERKEK GAFFAR: (AR) Kullarinin günahlarini affeden, Allah. Çok merhamet eden. Allah'in isimlerinden. (bkz. Abdülgaffar). GAFUR: (AR) Magfiret eden, yargilayan, affeden, bagislayan, merhamet eden Allah. Allah'in isimlerinden. (bkz. Gaffar). GAGAUZ: (TR) Gökoguzlar. Hristiyanlarin Ortodoks mezhebine bagli Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya'da yasamaktadirlar. Deliorman, Dobruca, Beserabya ve Ukrayna'da oturan Hristiyan Türklere verilen ad. GALIB/ GALIP: (AR) Galebe çalan, muzaffer, yenen. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. Üstün baskin. GANI: (AR) Zengin varlikli, bol doygun. Sahip oldugunda fazlasini istemeyen. GANIM: (AR) Ganimet alan. GAYRET: (AR) Çalisma, çabalama. Kiskanma, çekememe. GAZA: (AR) Din ugruna savas. GAZANFER: (AR) Iri arslan. Cesur, yürekli, yigit adam. GAZEL: (AR) Latif. Kuruyarak dökülmüs agaç yapragi. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarinda en yaygin nazim sekli. GAZI: (AR) Allah yolunda savasan kisi. Gaza sirasinda yaralanan kimse. Gaza sirasinda yararliklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 2. Mahmut zamaninda çikarilan altin sikke. GAZIR: (AR) Yumusak, mülayim. Tatli, nazik, uysal. GAZZAL: (AR) Iplikçi. GAZZALI: (AR) Islam aleminin büyük mütefekkirlerinden. Babasi "Gazzal-iplikçi" oldugu için kendisine Gazali adi verilmistir. GENÇ: (FAR) Hazine define. (AR)Naz, eda, cilve. GENCAL: (TR) Genç kal. GENCAY: (TR) Ayin bir haftalik oluncaya kadar ki sekli, hilal. GENCE: (FAR) Kuzey Azerbaycan'in Baku'dan sonra en büyük sehri. GENCER: (TR) Yeni taze, körpe kimse, yigit. GENÇYAZ: (TR) Ilkbahar. GIYAS: (AR) Yardim. GIYASEDDIN/ GIYASETTIN: (AR) Dinin yayilmasi için yardimi dokunan zat. GILMAN: (AR) Tüyü, biyigi çikmamis delikanlilar gençler. Köleler, esirler. Cennette hizmet gören erkekler. GILSAH: (FAR) Balçik sah. Balçiktan yapildigi için Hz. Adem'in lakabi. GIRAY: (TR) Kuvvetli, kudretli. Kirim hanlari tarafindan unvan olarak kullanilmistir. GIRGIN: (AR) Herkesle çabucak yakinlik kurarak isini yürütebilen. GIRYAR: (FAR) Aglayici, aglayan, (bkz. Nalan). GÖKALP: (TR) Göklerin yigidi bahadir. GÖKÇEK: (TR) Güzel çok güzel. Hos, sevimli, cana yakin alimli. Ince narin zarif. GÖKDOGAN: (TR) Kuzey yarimkürede yasayan bir dogan türü. GÖKEKIN: (TR) Yeni basak meydana getirmis ekin. GÖKKIR: (TR) At renklerinden maviye çalan kir. GÖKKUSAGI: (TR) Düsmekte olan yagmur damlaciklarinda günes isinlarinin kirilip yansimasiyla gökyüzünde olusan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alki. GÖKMEN: (TR) Mavi gözlü ve sarisin kimse. GÖKSEL: (TR) Semavi, gökçül karsiligi olarak kullanilan sözcük. GÖKSU: (TR) Türklerin çevrelerindeki birçok akarsuya verdikleri isim. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarindan. GÖKSÜN: (TR) Binboga daglarindan Elbistan'in güney batisinda Seyhan nehrine karisan çay. GÖKTEPE: (TR) Mavi tepe. GÖKTÜRK: (TR) Orta Asya'da yasamis eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse. GÖKYÜZÜ: (TR) Gögün görünen yüzeyi (sema). GÖRKEM: (TR) Ihtisam, gösteris karsiligi olarak kullanilan bir kelimedir. Gösterisli, heybetli. GÖRSEL: (TR) Görmekle ilgili. GÖZLEM: (TR) Izlenim, müsahade, gözlemek. GURBET: (AR) Dogup yasanilmis olan yerden uzakta yer. GÜÇLÜ: (TR) Gücü olan kuvvetli zorlu. GÜFTAR: (FAR) Söz, kelam. GÜHER: (FAR) Gevher, cevher, (bkz. Gevher). GÜLABI: (FAR) Gülsuyu. GÜNER: (TR) Günesin dogma zamani. GÜNEY: (TR) Dört ana yönden biri. GÜNGÖR: (TR) Iyi günler yasa. GÜNHAN: (TR) Oguz'un alti ogulundan Günesi simgeleyenin adi GÜNSEL: (TR) Hizli akan sel. GÜRAY: (TR) Yeni dogan ay. GÜRBÜZ: (TR) Iyi, yetismis, saglam ve kuvvetli. Cesur, kuvvetli. Saglikli, sihhatli. GÜRÇINAR: (TR) Çok büyümüs, gelismis, serpilmis. GÜRAL: (TR) Çok al, bol al GÜRCAN: (TR) Herkesi seven, özveride bulunan GÜRDAL: (TR) Güçlü, gelismis dal. GÜREL: (TR) Maiyeti genis, çevresi güçlü kuvvetli. GÜRGAN: (FAR) Iran'in kuzeydogusunnda bir yer. Aksak Timur'un lakabi. GÜRHAN: (TR) Hanlar hani. GÜRKAN: (TR) Bol kan. Genç, taze, gelismis, serpilmis. GÜROL: (TR) Büyü, serpil, gelis. GÜRSU: (TR) Temiz, pak, hizli su. GÜVEN: (TR) Korku ve kusku duygusundan uzak. Inanma ve baglanma duygusu. Yüreklilik, cesaret. GÜVENÇ: (TR) Güvenme, dayanma, itimat. Övünme, gurur. H - BAYAN HABIBE: (AR) Sevgili. Seven, dost. HABINAR: (AR) Nar tanesi. HACCE: (AR) Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden haci kadin. Bir çesit akdiken. HACER: (AR) Tas, kaya. HADIYE: (AR) Yenilene yardim eden, yardimci. Hidayet eden, dogru yolu gösteren. Kilavuz, rehber. Önde giden kimse. Mizrak ucu. HADICE / HATICE: (AR) Vakitsiz, erken dogan kiz çocugu. HAFAZA: (AR) Insanin yaptigi isleri yazmakla görevli melekler. Bekçiler. HAFIDE: (AR) Kiz torun. HAFIZE: (AR) Allah'in adlarindandir. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. Kur'an'i ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse. HAKIKAT: (AR) Bir seyin asli ve esasi, mahiyeti. Gerçek, dogru, gerçekten, dogrusu. Sadakat, dogruluk, baglilik, kadirbilirlik. HAKIME: (AR) Her seye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. Hükmeden, dava yargilama isine memur olan, yargiç. Üstte bulunan. Hekim, akilli, becerikli. Kadi, vali, amir, hükümdar, emir. HAKIMIYET: (AR) Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta. HALE: (AR) Ayin ve günesin etrafinda bazi zamanlarda görülen isikli halka, ayla, agil. HALENUR: (AR) Hale+Nur. HALIDE: (AR) Sonsuz, daim, ebedi. Bir yildan çok yasayan. HALIME: (AR) Sakin, sessiz. Tabiati yavas olan, yumusak huylu. HALISE: (AR) Hilesiz, katkisiz. Karismamis, katisiksiz, saf, hilesiz. Temiz. Yalniz, sadece. HAMASET: (AR) Cesaret, kahramanlik, yigitlik. Kahramanca siir. HAMDIYE: (AR) Allah'i övmek. Allah'a sükretmek. Sükreden, sükredici. HAMIDE: (AR) Koru sönmedigi halde alevi sönen ates. Hamdeden, sükreden kul. HAMIYE: (AR) Himaye eden, koruyan korucu. Kayiran, kayirici. HAMIYETAR) Milli onur ve haysiyet. Insanlik, fazilet. Izzeti nefs. HAMRA: (AR) Daha, pek çok kizil, kirmizi HANDAN: (FAR) Gülen, gülücü. Güler yüzlü, sevimli. HANDE: (FAR) Açilis, açilma. Gülme, gülüs. HANDEGÜL: (FAR) Gülün açmasi. HANIFE: (AR) Allah'in birligine inanan. Islam inancina siki ve samimi olarak baglanan. HANIM: (TR) Kadinlar için kullanilan saygi sözü. Es, kari, zevce. Ev sahibesi. HANZADE: (FAR) Hükümdar çocugu. HARE: (FAR) Sert tas, kaya. Menevis, menevisli kumas. HAREM: (AR) Yasak kilinmis mukaddes olan sey. Evlerde yabanci erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadinlara ait bölüm. Iç avlu. HARIKA: (AR) Imkanlarin üstünde olup insanda hayret uyandiran sey. HAKIME: (AR) Hükmeden, dava yargilama isine memur olan, yargiç. Üstte bulunan. Hekim, akilli, becerikli. Kadi, vali, amir, hükümdar, emir. Kisinin diledigi gibi kullanabilecek hakka malik oldugu mali. HARISE: (AR) Muhafiz, bekçi, gözcü. Koruyan, koruyucu. Son derece hirsli olan. HASENE: (AR) Iyilik, iyi hal, iyi is, hayirli is. Dünya ve ahiret saadeti. Eski altin paralardan birinin adi. HASGÜL: (AR) Degerli, essiz gül. HASHANIM: (AR) Çitipiti, ince, narin kadin. Bilge, degerli kadin. HASIBE: (AR) Hayir sahibi, eliaçik, cömert. Degerli, itibarli, soyu temiz, muhterem, saygin, sahsi meziyet sahibi. Muhasebeci, sayman. HASIFE: (AR) Hasafetli, akli basinda olgun adam. HASNA: (AR) Iffetli, serefli, namuslu. HASKIZ: (TR) Iyi nitelikleri kendinde toplamis genç kiz. HASRET: (AR) Ele geçirilemeyen veya elden kaçirilan bir nimete veya kiymetli seye üzülüp yanmak. Iç çekme, inleme, üzüntü, iç sikintisi, keder, zahmet, eseflenme, özleyis. HATIRA: (AR) Ani. Hatira gelen, hatirda kalan sey, andaç. HATICE: (AR) Erken dogan kiz çocugu. HATIME: (AR) Sona erdiren, bitiren. Mühürleyen, mühürleyici. HATUN: (AR) Kadin. Es, zevce. Eskiden yüksek kisilikli kadinlara ya da hakan eslerine verilen unvan. HAVVA: (AR) Esmer kadin. Havva: Hz. Adem'in karisi, ilk kadin. HAYAL: (AR) Insanin kafasinda canlandirdigi sey. Bir olay veya esyanin zihinde kalan izi. Gerçekte olmadigi halde görüldügü sanilan sey, görüntü. HAYAT: (AR) Yasayan, diri. Canlilarda dogumdan ölüme kadar geçen süre. Yasama, yasayis. HAYRIYE: (AR) Hayirla, iyilikle ilgili, ugur ve kutluluga ait. HAYRUNNISA: (AR) Kadinlarin hayirlisi. HAZAL: (AR) Kuruyup dökülen agaç yapraklari. (TR) Haz duy, tad al anlaminda. HAZAN: (FAR) So***har, güz. HAZAR: (AR) Sabit meskeni olanlarin oturduklari memleket. Baris ve güven. HAZEN: (AR) Üzüntü. Gam, keder. HAZER: (AR) Deniz, bahr, büyük su. HÂZIME: (AR) Sindirici kuvvet. HAZINE: (AR) Devlet malinin parasinin saklandigi yer. Gömülü ya da sakliyken bulunan degerli seyler. HAZRA: (AR) Yesil, sebze, hadra. Gökyüzü. Türk musikisinde bilesik bir makam. HECIL: (AR) Iki dagin arasindaki kisim, vadi, dere. HEDIYE: (AR) Armagan. Karsiliksiz verilen sey. HENNA: (AR) Kina agaci, (bkz. Kina). HEPGÜL: (TR) Gül gibi güzel kadin. Neseli ol. HEPSEN: (TR) (bkz. Hepgül). HESNA: (AR) Güzel kadin. Hanim, kadin. HEZAR: (FAR) Bülbül. Çok, pek çok. Bin. HIFZIYE: (AR) Saklama, koruma ile ilgili. Ezberleme, akilda tutma. HIBE: (AR) Bagislama, bagis. HICRAN: (AR) Ayrilik. Unutulmaz aci, keder. HICRET: (AR) Bir memleketten, baska bir memlekete göç edis. Hz Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi. HIKMET: (AR) Hakimlik, feylesofluk. Sebeb, gizli, Allah'in hikmeti. Felsefe. Ahlaki söz, ögüt verici, kisa öz, ögretici söz. HILMIYE: (AR) Yumusak huylu, sakin tabiatli. HOSEDA: (FAR) Hareket ve davranisi hos, güzel. Cazibeli. HOSENDAM: (FAR) Boyu bosu güzel, düzgün olan. HOSFIDAN: (FAR) Güzel endamli, boylu boslu kadin. HOSKADEM: (FAR) Ayagi ugurlu. HOSNEVÂ: (FAR) Güzel sesli. HOSNIGAR: (FAR) Güzel, hos sevgili. HOSTEN: (FAR) Güzel vücutlu. HUMEYRA: (AR) Beyaz tenli kadin. HURI: (AR) Cennet kizi. Sevgili. HURISER: (AR-FAR) Cennet kizlarinin basi, hurilerin basi. HURIYE: (AR) Cennet kizi. Sevgili. HURREM: (FAR) Sen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hos. Bir yazi sitili. HÜLYA: (AR) Tatli düs. Kuruntu, vehim, hayal. HÜNER: (FAR) Bir iste gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalik marifet. HÜRGÜL: (TR) Gül gibi özgür güzel. HÜRMET: (AR) Saygi. HÜRREM: (FAR) Yesil taze. Gönülaçici. Sen sakrak, sevinçli. HÜRRIYET: (AR) Hürlük, serbestlik. Istedigini herhangi bir engelle karsilasmadan karar dairesi içinde yapabilme hali. HÜSNIYE: (AR) Güzellige ait, güzellikle ilgili. HÜSNÜGÜL: (AR-FAR) Gülün güzelligi. HÜSNÜGÜZEL: (TR) Sari çiçekli, güzel yaprakli süsbitkisi. HÜSNÜHAL: (AR) Davranis güzelligi. HÜVEYDÂ: (FAR) Açik, apaçik, belli, besbelli, zahir. HÜZZAM: (FAR) Türk müziginin en eski birlesik makamlarindan.
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
|
|
|
|
|
|
#10 |
|
Kurucu Üye
Üyelik Tarihi: May 2007
Bulunduğu Yer: İstanbuL
Mesajlar: 406
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
H - ERKEK
HABIB: (AR) Sevgili. Seven, dost. HABIBULLAH: (AR) Allah'in sevgilisi. HABIL: (AR) Adem'in ogullarindan, Kabil'in kardesi, Kabil tarafindan öldürülmüstür. Yeryüzünde ilk öldürülen kisidir. HACI: (AR) Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden, haci. Dini bir mahalli ziyaret eden kimse. HACIB / HACIP: (AR) Birinin bir yere gitmesine engel olan. Kapici. HACIR: (AR) Hicret eden, bir baska yere geçen. Sayiklayan. HADI: (AR) Yenilene yardim eden, yardimci. Hidayet eden, dogru yolu gösteren. Kilavuz, rehber. Önde giden kimse. Mizrak ucu. HADIM: (AR) Hizmetkar, yardim eden. HAFI: (AR) Çok ikram eden, insani güler yüzle karsilayan. Yalinayak yürüyen, kosan adam. HAFID: (AR) Erkek torun. HAFIZ: (AR) Allah'in adlarindandir. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. Kur'an'i ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse. HAKAN: (TR) Eski Türk ve Mogol hükümdarlarinin kullandigi unvanlardan biri, hanlar hani. Kagan. HAKEM: (AR) Bir uzlasmazligin halli için taraflarin üzerinde anlastiklari kimse. Çesitli yarismalari, müsabakalari idare eden kimse. HAKI: (FAR) Yesile çalan koyu sari renk, toprak rengi. Topraktan, topraga mensup. Mütevazi kisi. HAKIM: (AR) Hükmeden, dava yargilama isine memur olan, yargiç. Üstte bulunan. Hekim, akilli, becerikli. Kadi, vali, amir, hükümdar, emir. HAKKI: (AR) Dogruluk ve insaf sahibi. Bir insana ait olan sey. Dava, iddiada hakikate uygunluk. Emek. Pay, hisse. Layik, münasip. HAKTAN: (TR) Allah'tan gelen, Allah'in verdigi. HAKTANIR: (AR-TR) Herkesin hakkini gözeten kimse. HALAS: (AR) Kurtulus, kurtulma. HALASKAR: (AR) Kurtarici. HALDUN: (AR) Devamlilar, sürekli olanlar. HALEF: (AR) Babadan sonra kalan ogul. Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse. HALID / HALIT: (AR) Sonsuz, daim, ebedi. Bir yildan çok yasayan. HALIDDIN: (AR) Dinin sonsuzlugu ölümsüzlügü. HALIFE: (AR) Halef, naib. Peygamber'in vekili. HALIL: (AR) Samimi dost, Allah'in dostu. HALILULLAH (AR) Allah'in dostu. HALIM: (AR) Sakin, sessiz. Tabiati yavas olan, yumusak huylu. HALIS: (AR) Hilesiz, katkisiz. Karismamis, katisiksiz, saf, hilesiz. HALLAC: (AR) Pamuk, yatak, yorgan atan kimse. HALUK: (AR) Iyi huylu, insaniyetli, geçim ehli olan. HAMDI: (AR) Allah'i övmek. Allah'a sükretmek. Sükreden, sükredici. HAMDULLAH: (AR) Allah'in övgüsü. HAMI: (AR) Himaye eden, koruyan, koruyucu, sahip çikan, gözeten. HAMID / HAMIT: (AR) Övülmeye deger. HAMIL: (AR) Yüklü. Gebe. Sahip, malik. Tasiyan, gözeten. HAMZA: (AR) Arslan. Heybetli, azametli demektir. HANBELI: (AR) Ehli sünnetin dört ana mezhebinden birisi olan Hanbeli mezhebinin imami. HANEDAN: (FAR) Kökten, asil ve büyük aile. HANEF: (AR) Dogruluk, istikamet. HANEFI: (AR) Ebu Hanife'nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kisi. HANIF: (AR) Tek Allah'a, Allah'in birligine inanan. HANSOY: (TR) Han sülalesine mensup. HARIS: (AR) Muhafiz, bekçi, gözcü. Koruyan, koruyucu. Son derece hirsli olan. HARMAN: (AR) Tahil demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin basaklarindan ayrilmasi. Bu isin yapildigi mevsim, so***har. Birçok çesitten birer parça alip yeni bir bilesim olusturmak. HARUN: (AR) Inat edip yerinde duran, huysuz. Inatçi kimse. HASAN: (AR) Güzellik, iyilik,(hüsn) sahibi olmak. HASBEK: (TR) Dürüst, iyi, saf insan. Bey'lerin hasi. HASBI: (TR) Isteyerek ve karsilik beklemeksizin yapilan. HASEKI: (AR) Hükümdarlarin hizmetine tahsis edilmis sahis ve zümrelere verilen ad. HASEN: (AR) Güzel, süslü. Güzel isler, hayirlar. Hasan seklinde kullanilir. HASIB: (AR) Hayir sahibi, eliaçik, cömert. Degerli, itibarli, soyu temiz, muhterem, saygin, sahsi meziyet sahibi. Muhasebeci, sayman. HASIF: (AR) Akli basinda olgun adam. HASLET: (AR) Insanin yaratilisindaki huyu, tabiati, mizaci. HASPOLAT: (TR) Katisiksiz, saf, çelik gibi. Polat'in, çeligin hasi. HASIM: (AR) Hasmetli, gösterisli, muhtesem. Ezen, kiran, yaran, parçalayan. HASMET: (AR) Ihtisam, gösterislilik, heybet, büyüklük. HASMEDDIN / HASMETTIN: (AR) Dinin büyüklügü, ihtisami. HATEM: (AR) Mühür, üstü mühürlü yüzük. En son. HATIR: (AR) San ve seref sahibi. Yüce, ulu. Tehlikeli. HATIB: (AR) Hitab eden, söz söyleyen. Camide hutbe okuyan. Güzel, düzgün konusan kimse. HATIM: (AR) Sona erdiren, bitiren. Mühürleyen, mühürleyici. HAYATI: (AR) Dirilik, canlilik. Büyük önem tasiyan. Hayata ait, hayatla ilgili. HAYDAR: (AR) Arslan, esed, gazanfer, sir. Cesur, yigit adam. Hz. Ali'nin lakabi. HAYRAN: (AR) Sasmis, sasa kalmis, sasirmis. Çok tutkun. Asiri derecede sevgi duyan. HAYRAT: (AR) Sevap kazanmak için yapilan hayirli isler, iyilikler. Sevap için kurulan müessese. HAYREDDIN / HAYRETTIN: (AR) Dinin hayirli eyledigi mübarek kildigi insan. HAYRI: (AR) Hayirla, iyilikle ilgili, ugur ve kutluluga ait. HAYRULLAH: (AR) Allah'in hayirli ettigi erkek. HAYSIYET: (AR) Seref, onur, itibar, deger. HAYYAM: (AR) Çadirci. HAZER: (AR) Deniz, bahr, büyük su. HAZIM: (AR) Hazmeden, hazimli, ihtiyatli, akilli, isinde gözü açik, saglam olan. HÂZIM: (AR) Zafer kazanan, galip, hazimete ugratan. HAZIN: (AR) Hüzünlü, üzüntülü, acikli. Üzüntü veren, gamlandiran, kederlendiren. HAZLAN: (AR) Terketmek. HEDEF: (AR) Nisan, nisan alinacak yer alani. Meram, maksat, gaye, amaç. HEKIM: (AR) Insan hastaliklarinin teshis ve tedavisi ile ugrasan kimse, doktor. Hikmet sahibi kisi, filozof. HEPER: (TR) Cesur, yigit kimse. HEPYENER: (TR) (bkz. Heper). HEYBET: (AR) Insanlarda korku ile birlikte saygi uyandiran görünüs. Karizma, dogal etkileyis. HEZÂR: (FAR) Bülbül. Çok, pek çok. Bin. HEZARFEN: (FAR) Çok bilen, elinden her is gelen. Bin türlü is beceren. HIDIR: (AR) (bkz. Hizir). HIFZI: (AR) Saklama, koruma ile ilgili. Ezberleme, akilda tutma. HIFZULLAH: (AR) Allah'in korumasi, saklamasi. HINCAL: (TR) Öc al. HIZIR: (AR) Yesil. Yesillik. Halk inanislarina göre ölümsüzlüge kavusmus olduguna inanilan ulu kimse. HIZLAN: (TR) Hiz kazan, hizini artir. HICAB: (AR) Utanma, sikilma. Perde, ikiseyi birbirinden ayirmaya yarayan perde. HICABI: (AR) (bkz. Hicab). HIÇSÖNMEZ: (TR) (bkz. Sönmez). HIÇYILMAZ: (TR) (bkz. Yilmaz). HIDAYET: (AR) Hak yoluna dogru yola girme. Müslüman olmak. HIDAYEDDIN / HIDAYETTIN: (AR) Dinin gösterdigi dogru yol. HIKMEDDIN / HIKMETTIN: (AR) Dinin hikmeti. HIKMET: (AR) Hakimlik, feylesofluk. Neden. Felsefe. Ahlaki söz, ögüt verici, kisa öz, ögretici söz. HIKMETULLAH: (AR) Ancak Allah'in bilecegi is. Allah'in hikmeti. HILMI: (AR) Yumusak huylu, sakin tabiatli. HIMAYET: (AR) Koruma, korunma. HIMMET: (AR) Emek, çalisma, çabalama. Yüksek irade. Ermis kimsenin tesiri. HIRAM: (FAR) Salinma, salinarak yürüme. HISAR: (AR) Kusatma, etrafini sarma. Kale etrafi islihkamli bent. HISAM: (AR) Nisam el-Melik: Emevi halifesi. HUDAVENDIGAR: (FAR) Sahip, hükümdar, bay. HUDAVENDI: (Fars.) Hükümdarlik. Efendi, sahip, maliklik. Hakim, hükümdar. HUDAYI: (FAR) Allah'a mensup, Allah'in yarattigi. HULAGU: (FAR) Mogol hükümdari olup, Iran'da Mogol hanedaninin kurucusudur. HULKI: (AR) Hulk, yaratilisla ilgili, dogal tabi. Iyi ahlakli, iyi huylu. HULUSI: (AR) Halis olan, saf, iç temizligi. Samimi, candan. HUNALP: (TR) Cesur, kahraman. HURSID / HURSIT: (FAR) Günes, aftab, mihr, sems. HUSREV / HÜSREV: (AR) Hükümdar, padisah. HUZUR: (AR) Bas dinçligi, gönül rahatligi, dirlik, erinç. HÜCCET: (AR) Senet, belge, delil. Seçkin alimlere verilen unvan. HÜDAVENDIGAR: (FAR) Amir, hükümdar. HÜMA: (AR) Devlet kusu. Saadet, mutluluk. HÜNKAR: (FAR) Ugurlu. HÜR: (AR) Özgür, bagimsiz. HÜRAY: (AR-TR) Ay gibi özgür, ay kadar bagimsiz. HÜRCAN: (AR-TR) Özgür can. HÜRDOGAN: (AR-TR) Dogustan özgür. HÜRKAL: (TR) Esir olma. Hep özgür ol. HÜRKAN: (TR) Özgür soydan gelen. HÜRMÜZ: (FAR) Zerdüstlerin hayir tanrisi. Eski Iran takviminde günes yilinin ilk günü. Jüpiter, müsteri, erendiz. HÜROL: (TR) Hep özgür ol. HÜRSEL: (TR) Özgürlük seli. HÜRSEV: (TR) Hürriyeti seven kisi. HÜRYASAR: (TR)Özgür yasayan. HÜSAM: (AR) Keskin kiliç. HÜSAMEDDIN / HÜSAMETTIN: (AR) Dinin keskin kilici. HÜSEYIN: (AR) Küçük sevgili. HÜSMEN: (TR) Hüseyin'den yapilan isim. HÜSNI: (AR) Güzellige ait, güzellikle ilgili. HÜSREV: (FAR) Padisah, hükümdar, sultan. I - İ - BAYAN ILGAZ: (TR) Atin dört nalla kosmasi. Hücum, akin. Çankiri ilinin ilçe merkezi. Bati Karadeniz bölgesinin en yüksek dag kitlesi. ILGIM: (TR) Serap. Gök erimi, serap. Belli belirsiz. ILGIN: (TR) Kumlu topraklarda yetisen ve çit bitkisi olarak kullanilan agaççik. IRAK: (TR) Uzak. IRAZ: (TR) Raziye adinin haylk arasinda bozulmus söylenis biçimi. IRMAK: (TR) Çogunlukla denize dökülen, genisligi ve tasidigi su niceligi bakimindan en büyük akarsu, nehir. ISIK: (TR) Bazi cisimler tarafindan tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar isitildiginda yayilan, cisimleri görmemizi saglayan isima, aydinlik, ziya, nur. Aydinlatma cihazi, mum, lamba, ampul, fener. Isik tutma, bir konuda aydinlatici bilgi vermek. ISIL: (TR) Çok aydinlik, parlak isik. ISILAR: (TR) Parlayan, isildayan. Neseli, canli, sen. ISILAY: (TR) Ay isigi. ISIN: (TR) Bir isik kaynagindan çikarak her yöne yayilip giden isik demeti. ISINBIKE: (TR) (bkz. Isin). ISKIN: (TR) Bitki sürgünü, asma filizi. ITIR: (AR) Güzel, hos koku. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagasi. ICLAL: (AR) Büyültme, saygi gösterme, ikram. Büyüklük, kudret ve kuvvet. ICMA: (AR) Daginik seyleri toplama, biraraya getirme. IÇKIN: (TR) Varligin içinde bulundugu varligin yapisina karismis olan. Yalnizca bilinçte olan. Deney içinde kalan, deneyi asmayan. Dünya içinde dünyada olan. IDIL: (YUN) Kir hayatini konu edinen yazi veya siir, ask hakkinda. Küçük ve sairane resim. Içten ve saf ask. IDLAL: (AR) Naz etme, nazlanma, asin derecede nazlanma. IFAKAT: (ARR) Hastaliktan kurtulma, iyilesme. Ayilma. IFFET: (AR) Afiflik, temizlik. Namus. IKBAL: (AR) Birine dogru dönme. Baht, talih. Islerin yolunda gitmesi, bahtli, saadetli, mutlu olmasi. Arzu, istek. IKLIM: (YUN) Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olaylarin tümü. ILAYDA: (*) Su perisi. ILGI: (TR) Iki nesne arasindaki bag, alaka. Kimyada bir cismin baska bir cisimle birlesmeye olan meyli. ILGÜ: (TR) Engel, mania. ILGÜL: (TR) Ülkenin gülü. Çok güzel kadin. ILGÜN: (FAR) Halk, ahali. ILKAY: (TR) Yeni ay, ayin ilk hali. ILKBAHAR: (TR) Yilin ilk mevsimi, bahar. ILKBAL: (TR) Ilk dogan kiz çocuklarina verilen ad. ILKE: (TR) Kendisinden türetilen ilk madde. Temel düsünce, temel kani, umde, prensip. Temel bilgi. Öncül. Davranis kurali. ILKIM: (TR) Ilk dogan çocuklara verilen ad. ILKIN: (TR) Önce, öncelikle, uydurma bir kelime. ILKNAZ: (TR) Ilk dogan kiz çocuklarina verilen isim. ILKNUR: (TR) Ilk ay, ayin ilk hali. ILKSEL: (TR) Uzun süre çocugu olmayanlarin daha sonra ikiz ve üçüz çocuklari oldugunda verilen isim. ILKSEN: (TR) Ilk+Sen ILKSEV: (TR) Ilk+Naz ILKSEN: (TR) Ilk+Sen ILKYAZ: (AR) Ilkbahar, yaz baslarinda doganlara verilen ad. ILMIYE: (AR) K Ilme ait, ilme mensup. ILSEN: (TR) Mutlu, sen ülke. IMGE: (TR) Zihinde tasarlanan ve gerçeklesmesi özlenen sey, hayal.. INAYET: (AR) Dikkat. Gayret, özenme. Lütuf, ihsan, iyillik. INCI: (TR) Istiridye cinsinden deniz hayvanlarinin içinde çikan parlak, yuvarlak ve ziynet esyasi olarak kullanilan kiymetli tas. Küçük, temiz ve sevimli. Kiymetli. INCIFEM: (TR-AR) Inci gibi güzel agizli. INCIFER: (TR-FAR) Inci gibi parlak güzel. INCISER. (TR-FAR) Bas inci, en güzel inci. IPAR: (TR) Yüksek daglarin kar tutmayan yerlerinde yetisen bir çesit dikenli otun sarimtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez. Güzel koku, misk, anber. IPEK: (TR) Ipekböcegi denilen ve dut yapragi ile beslenen kurdun ördügü koza çözülerek elde edilen, kumas dokumada kullanilan parlak ve ince tel. IREM: (AR) Cennet bahçesi. Ok veya kursun atilan nisan tahtasi. IREN: (AR) Özgür, hür. ISMET: (AR) Masumluk, günahsizlik, temizlik. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme. ISMIHAN: (AR) Hükümdar isimleri. ISMINAZ: (AR-FAR) Naz isminde. Çok nazli olan. ISMINUR: (AR) Nur ismini alan. ISMIRAR: (AR) Esmerlesme, kara olma, kararma. ISRA: (AR) Yürütme, geceleyin yürütme gönderme. ISTARE: (FAR) Yildiz, necm, sitare. ISTEM: (TR) Istek, dilek. ISVE: (AR) Güzellerin gönül alici, gönül aldatici, nazli davranisi. IYEM: (TR) Güzellik. Iyilik. IZEL: (TR) Iz + El /El izi anlaminda IZEM: (AR) Büyüklük, ululuk. IZGI: (TR) (bkz. Izgü). IZGÜ: (TR) Iyi güzel, akilli, adaletli. IZGÜL: (TR) Iyi, güzel gül. IZRA: (AR) Asiri övme. Altin arama. Korkutma. I - İ - ERKEK IDIK: (TR) Kutsal, mübarek. IDIKUT: (TR) Eski Türklerde bir san. Devlet yönetme gücü. ILDIR: (TR) Parilti, parlayis. Alacakaranlik. ILDIZ: (TR). Yildiz. Gündönümünden 10 gün önceki zaman. ILGAR: (TR) Çok çabuk, hizli. Hücum, akin. Verilen söz. Havanin parlak, açik olmasi. Öfke. ILGAZ: (TR) Atin dört nalla kosmasi. Hücum, akin. Çankiri ilinin ilçe merkezi. Bati Karadeniz bölgesinin en yüksek dag kitlesi. ILGI: (TR) Soy sop. Sürü. Çoban. Hisim, akraba. ILICAN: (TR) Ilikça, biraz ilik. IRIZ: (TR) Cesur, yigit. ISIK: (TR) Aydinlik. Ziya. ISIKALP: (TR) (bkz. Isik). ISIKAY: (TR) (bkz. Isik). ISIKER: (TR) (bkz. Isik). ISIKHAN: (TR) (bkz. Isik). ISIMAN: (TR) Parlak, aydinlik yüzlü kimse. ISIN: (TR) Bir isik kaynagindan çikarak her yöne giden isik demeti. ISI***Y: (TR) (bkz. Isin). ISINER: (TR) (bkz. Isin). ISINSU: (TR) (bkz. Isin). ITRI: (AR) Korkuya ait IBADULLAH: (AR) Allah'in kullan, insanlar, (bkz. Abdullah). Çok, pek çok. IBIS: (TR) Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç sahis. Avanak, sersem. Daha çok takma isim olarak kullanilir. IBN: (AR) Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok sahis babalarinin isimleriyle anilmistir. IBRA: (AR) Beri kilma, beraat etme, temize çikarilma, aklanma. IBRAHIM: (AR) Inananlarin babasi. Haklarin babasi. ICAB: (AR) Lazim gelme, gerçek. Bir sözlesme için ilk söylenen söz. Olumlama, olumlu hale gelme. ICÂBI: (AR) (bkz. Icab). ICMÂL: (AR). Özetleme. Özet. Cem, toplama. IÇKIN: (TR) Varligin içinde bulundugu varligin yapisina karismis olan. Yalnizca bilinçte olan. Deney içinde kalan, deneyi asmayan. Dünya içinde dünyada olan. IÇÖZ: (TR) Içli, özlü degerli. IÇTEN: (TR) Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alici noktasindan. IDIKUT: (TR) Kutlu, saadetli. Yüksek rütbeli. Eski Türklerde bir hükümdar ünvani. IDRIS: (AR) Meyvesi hos kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. Ilim ve fende ileri seviyede olan anlaminda. Idris peygamber. Ilk kez giysi dikip giydigi için terzilerin, ilk kez kalem kullandigi için yazarlarin piri sayilmaktadir. IFAZA: (AR) Feyizlendirme, feyz ve nur verme. Kabi tasincaya kadar doldurma. IFDAL: (AR) Lütuf ve bagis. IFHAR: (AR) Onurlandirma, üstün etme. IFTIHAR: (AR) Seref, san. Övünme. IGDEMIR: (TR) Marangozlukta agaç delmek için kullanilan çelik araç. IHLAS: (AR) Halis, temiz dogru sevgi. Gönülden gelen dostluk, samimiyet, dogruluk, baglilik. IHSAN: (AR) Iyilik etme. Bagis bagislama. Verilen bagislanan sey. Lütuf, iyilik. IHTIMAM: (AR) Dikkatle çalisma, önemle inceleme. IHTIRAM: (AR) Saygi, hürmet. IHTISAM: (AR) Büyüklük, göz alicilik, gösterislilik, görkem. IHVAN: (AR) Sadik, samimi candan dostlar. Ayni tarikata mensup insanlar. IHYA: (AR) Diriltme, diriltilme, canlandirma. Taze can verircesine iyilik lütfetme. Yeniden kuvvetlendirme. Uyandirma, canlandirma, tazelik verme. IKAN: (AR) Saglam bilis, bilme. IKBAL: (AR) Birine dogru dönme. Baht-talih. Islerin yolunda gitmesi, bahtli, saadetli, mutlu olmasi. Arzu, istek. IKBAR: (AR) Büyük, ulu görme, görülme. IKDAM: (AR) Ilerleme. Ilerlemeye çalisma. IKLIM: (YUN) Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olaylarin tümü. IKRAM: (AR) Hürmet, saygi gösterme. Agirlama. Bir seyi hediye, armagan olarak verme. IKRAMULLAH: (AR) Allah'in ikrami, nimeti, bagisi. IKSIR: (AR) Ortaçag kimyacilarinin olaganüstü etkili güçte varsaydiklari cisim. Etkili, yarar surup. En etkili neden. ILBASI: (TR) Selçuklular'da köy yöneticisi. ILBEY: (TR) Bir müddet "vali" karsiliginda resmen kullanilan uydurma kelime. ILBEYI: (TR) Eski Türkler'de ve Osmanlilarda bazi oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanilan ünvan. ILBILGE: (TR) Bir ülkenin taninmis saygin, bilgin kisisi. ILCAN: (TR) Ülkenin cani, sevdigi kisisi. ILDEMIR: (TR) Ülkenin en saglam, güçlü, kuvvetli kisisi, ILDENIZ: (TR) Ülkenin denizi. ILENÇ: (TR) Ilenmek amaciyla söylenen söz, ilenme. ILEY: (FAR) Huzur. Yan, yön, karsi taraf. ILGAR: (TR) Eski Türklerde at kosularina ve tören olarak yapilan kosulara verilen ad. Atin dört nala kosmasi. ILGARI: (TR) Artuklularin Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adi. Komutan, önder. ILGI: (TR) Iki nesne arasindaki bag, alaka. Kimyada bir cismin baska bir cisimle birlesmeye olan meyli. ILGÜ: (TR) Engel, mania. ILHAM: (AR) Insanin gönlüne dolan sey. Günlük, olagan sey. Içe gönüle dogma. ILHAMI: (AR) (bkz. Ilham). ILHAN: (FAR) Mogol hükümdarlarina verilen unvan. ILIG: (TR) Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplan. ILIGHAN: (TR) Karahanli hükümdar. ILKAN: (TR) Ilk kan. Iran'da Ilhanlilar'dan sonra bir devlet kuran Türk hükümdari. ILKAY: (TR) Yeni ay, ayin ilk hali. ILKCAN: (TR) Ilk dogan erkek çocuklarina verilen ad. ILKE: (TR) Kendisinden türetilen ilk madde. Temel düsünce, temel kani, umde, prensip. Temel bilgi. Öncül. Davranis kurali. ILKEHAN: (TR) Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici. ILKER: (TR) Ilk dogan çocuk. ILKIM: (TR) Ilk dogan çocuklara verilen ad. ILKIN: (TR) Önce, öncelikle. ILKSEL: (TR) Uzun süre çocugu olmayanlarin daha sonra ikiz ve üçüz çocuklari oldugunda verilen isim. ILKSEN: (TR) Önce sen. ILKSER: (TR) Ilk bas, ilk önce, birinci. ILKUT: (TR) Kutlu, mutlu, ugurlu ülke. ILKUTAY: (TR) Kutsal ülke. ILMA: (AR) Parlatma. Belirleme, isaret etme. ILMEN: (TR) Bir ülke halkindan olan kimse, yurttas. ILMI: (AR) Ilimle, bilgi ile ilgili. ILSAK: (AR) Birlestirme, kavusturma. ILSAVUN: (TR) Ülkeni düsmanlardan koru. ILSEV: (TR) Ülkeni sev, ülkesini seven. ILSEVEN: (TR) (bkz. Ilsev). ILSU: (TR) Ülkenin suyu, bereketi, bollugu. ILTAN: (TR) Ülkeni tani, ülkesini taniyan seven. ILTAY: (TR) (bkz. Iltan). ILTEBER: (TR) Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarinda unvan. ILTEKIN: (Tür.) Tek ve essiz ülke. ILTEMIR: (Tür.) Demir gibi saglam ülke. ILTEMIZ: (Tür.) Temiz ülke. ILTEMÜR: (Tür.) Demir gibi saglam ülke. ILTER: (TR) Yurdunu seven, koruyan, gözeten. ILTIFAT: (AR) Yüzünü çevirip bakma. Dikkat. Hatir sorma, gönül alma. Sözünü baska bir kisiye çevirme. ILYAS: (IBR) Ibranice'de ilahi güç. Yagmurlara hükmeden Israil peygamberi. IMAM: (AR) Namazda kendisine uyulan kimse. Önde bulunan, önayak olan kimse. IMAR: (AR) Senlendirme, bayindirma. IMAREDDIN / IMARETTIN: (AR) Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdigi kimse. IMDAD / IMDAT: (AR) Yardim eden. Yardima gönderilen kuvvet. IMER: (TR) Çok zengin, varlikli. IMGE: (TR) Zihinde tasarlanan ve gerçeklesmesi özlenen sey, hayal. IMRAN: (AR) Evine bagli kalan. IMREN: (TR) Görülen bir seyi veya herhangi bir istegi elde etmek istemi, gibta. IMRUZ: (FAR) Bugün. INAN: (AR) Dizgin. Idare etme, yürütme. (TR) Bir kimse ya da seyin dogrulugunu büyüklügünü ve gücünü sarsilmaz bir duygu ile benimseme, iman. INANÇ: (TR) Bir fikre olan baglilik, kesin kabul. Iman. Kesin kabulle baglanilan sey. Inanilir sey. Dogru, emin. INANÖZ: (TR) Özünde inanç olan, iman eden. IRADE: (AR) Istem. Emir. IREM: (AR) Cennet bahçesi. Ok veya kursun atilan nisan tahtasi. IREN: (AR) Özgür, hür. IRFAN: (AR) Bilme, anlama. Gerçegi sezme, kavrama gücü. Kültür. IRFAT: (AR) Yardim etme, bir sey verme. IRGÜN: (TR) Sabahin erken saatleri. IRMAN: (FAR) Çagrisiz gelen kimse. Dalkavuk. Egreti. Arzu, istek. Pismanlik. IRTEK: (TR) Safak vaktinde dogan. Masal, efsane. ISFENDIYAR: (FAR) Iran mitolojisinde adi geçen hükümdarin adi. ISHAK: (IBR) Ibranice "Gülme" anlamina geldigi söylenir. Hz. Ibrahim'in 2 oglundan biri olan ve Yakub'un babasi. Peygamberdir. ISKENDER: (YUN) Yunanca'da 'insanlari savunan' anlamina gelir. M.Ö. 356-323 yillari arasinda yasamis olan, Yunanistan, Iran, Suriye ve Hindistan'i ele geçirmis olan büyük kumandan. ISLAM: (AR) Müslüman dininden olan kimse. Allah'a teslim olma, onun emirlerine uyup, yasaklarindan kaçinma. Iyi geçinme, baris içinde olma. ISMAH: (AR) Semahatli, cömert kilma. Mülayim ve itaatli. ISMAIL: (AR) Allah'in isi. Ibrahim peygamberin oglunun adi. ISMET: (AR) Masumluk, günahsizlik, temizlik. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme. ISMIHAN: (AR) Hükümdar isimleri. ISRAFIL: (AR) Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek. ISRAIL: (IBR) Yakub peygamberin lakabi. Sonradan onun soyundan gelenler Israilogullan diye anilmislardir. ISTEMIHAN: (TR) Göktürk devletinin kurucusu Bumin kaganin kardesi olan Türk hakani. ISTIKBAL: (AR) Gelecek zaman. Geleni karsilama. ISCAN: (TR) Çalismayi seven, çaliskan. IYEM: (TR) Güzellik. IZEM: (AR) Büyüklük, ululuk. IZGI: (TR) (bkz. Izgü). IZGÜ: (TR) Iyi güzel, akilli, adaletli. IZGÜN: (TR) (bkz. Izgü). IZHAN: (TR) Iyiligin, güzelligin hakimi, yönetici. IZHAR: (AR) Gösterme, meydana çikarma. IZRA: (AR) Asiri övme. Altin arama. Korkutma. IZZET: (AR) Deger kiymet yücelik, ululuk. Kuvvet, kudret. Hürmet, saygi ikram izan. IZZEDDIN / IZZETTIN: (AR) Dünün kiymeti, kudret, ulviyeti. Asil sekli "Izzü'ddin"dir.
__________________
eYardim.com-net-org Türkiye'nin Eyardim Platformudur. Sadece Sizlere Yardım İçin Kurulmuş ve Sizinle Büyüyecektir... Beğendiğiniz Konularda Üyelere Teşekkür Etmek Yerine Tıklayın Rep Verin..
|
|
|
|
![]() |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 114 surenin isimlerinin türkçe anlamları!! | guLuSh^mMm | İslam ve İnsan | 0 | 06-26-2007 08:12 PM |
| Microsoft Terimlerinin anlamları ve açıklamaları | È®(JáÑ)Zíí | Windows işletim sistemi | 11 | 06-17-2007 02:35 AM |